Connect with us

Dünya

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “1 Temmuz itibarıyla başlamak üzere, sokağa çıkma kısıtlamalarını tümüyle kaldırıyoruz”

Haber

on

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “1 Temmuz itibarıyla başlamak üzere, sokağa çıkma kısıtlamalarını tümüyle kaldırıyoruz. Müzikle ilgili sınırlamayı da daha ileri bir saat olan 24.00’e çekiyoruz. Şehirler arası seyahat kısıtlamaları ile şehir içi toplu taşıma araçlarındaki sınırlamalar sona eriyor. Kamu kurum ve kuruluşlarında normal mesai düzenine geçiliyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.

Toplantıda ele alınan konulara dair açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Aziz milletim, değerli basın mensupları; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

NATO Zirvesiyle başlayan, Azerbaycan’da Bakü ve Şuşa’daki temaslarımızla devam eden, Antalya’daki iki ayrı uluslararası toplantı ve diğer çalışmalarla nihayetlenen yoğun bir haftayı geride bıraktık. Bugünkü Kabine Toplantımızda hem bu programları, hem de gündemimizdeki diğer hususları enine-boyuna değerlendirdik.

“TÜRKİYE, NATO’YA KARŞI SORUMLULUKLARINI BUGÜNE KADAR EKSİKSİZ YERİNE GETİRMİŞTİR”

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan NATO’ya 12 kurucu devletin hemen ardından 13. üye olarak 1952 yılında katılmıştır. Ülkemiz karşı karşıya bulunduğu tehditlerle mücadele için NATO üyesi olurken, aynı zamanda demokrasiden ekonomiye uzanan geniş bir alanda da yeni bir tercihte bulunmuştur. NATO içinde Amerika’dan sonraki en büyük ikinci orduya ve en kritik stratejik konuma sahip olan Türkiye, ittifaka karşı sorumluluklarını bugüne kadar eksiksiz yerine getirmiştir.

Dünya soğuk savaş sonrası bölgesel krizler, terör, yakın dönemde de salgın gibi kritik sınamalarla yüzleşirken, NATO’nun üzerine inşa edildiği ittifak ve dayanışma ruhunun önemi bir kez daha görülmüştür. Yakın bölgemizde son 10 yılda yaşanan hadiseler karşısında NATO’nun güvenilir şemsiye konumunu yeteri kadar sergileyemediği bir gerçektir. Irak’tan Suriye’ye, Filistin’den Libya’ya, Kırım’dan Karabağ’a kadar nice can yakıcı meselede NATO kendisinden beklenen güçlü iradeyi ortaya koyamamıştır.

Brüksel’deki NATO Toplantısı, ittifakın küresel sınamalar karşısında daha etkin özellikle sorumluluklar üstlenmesine yönelik taleplerin arttığı bir atmosferde geçmiştir. İttifakın önümüzdeki 10 yıllık yol haritasını oluşturan NATO 2030 sürecini bu bakımdan önemli görüyoruz. Zirve boyunca gerçekleştirdiğimiz temaslarda NATO konseptinin askerî ve siyasi boyutlarıyla günümüz şartlarına ve beklentilerimize uygun şekilde geliştirilmesi gerektiğini muhataplarımızla paylaştık. Dayanışma ve beraberlik ruhuna vurgu yaparken ülkemizin terörle mücadele başta olmak üzere NATO’nun sorumluluk alanlarıyla ilgili önceliklerini de müttefiklerimizin dikkatine tekrar sunduk. Kimi NATO üyelerinin kapıldıklarını gördüğümüz iyi terörist-kötü terörist ayrımının ne kadar yanlış, tehlikeli ve çarpık bir anlayışı yansıttığını her vesileyle açıkça ifade ettik.

“DEAŞ’A KARŞI TEK GERÇEK VE NETİCE VERİCİ MÜCADELEYİ TÜRKİYE’NİN YAPTIĞINI HERKESE HATIRLATTIK”

Suriye’de bir dönem ittifakın en önemli sorunu olarak gösterilen DEAŞ’a karşı tek gerçek ve netice verici mücadeleyi Türkiye’nin yaptığını herkese hatırlattık. Bu çerçevede 9 bine yakın yabancı savaşçıyı sınır dışı ettiğimizi, 100 binden fazla kişiye de ülkemize giriş yasağı koyduğumuzu söyledik. Ülkemizin bu gayretine rağmen güney sınırlarımızda bir başka terör örgütü üzerinden tehlikeli bir yapı oluşturma çabalarına asla izin vermeyeceğimizi kararlılıkla hatırlattık.

Türkiye’nin kendi sınırları içinde ve sınırları ötesinde 9 milyonu bulan sığınmacıya sağladığı desteğin ve güvenliğin önemine işaret ederek bu konuda daha samimi ve güçlü katkı beklediğimizi anlattık.

Ayrıca, Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz, Kafkasya gibi bölgelerde barışın, huzurun, istikrarın hâkim olması için aldığımız inisiyatifleri ve elde ettiğimiz başarıları müttefiklerimizin dikkatine tekrar getirdik. Bu zirvede bir kez daha görülmüştür ki Türkiye’siz bir NATO’nun bırakınız mevcut gücünü korumayı, varlığını sürdürmesi dahi oldukça güçtür. NATO’dan ve müttefiklerden her alanda ülkemizin bu önemine ve katkısına uygun bir yaklaşım beklediğimizin altını bir kez daha çiziyoruz.

Salgın süreci tıpkı Birleşmiş Milletler gibi NATO’nun da dünyadaki yeni gerçeklere uygun şekilde kendini geliştirmesi gerektiği tespitimizin haklılığını ispatlamıştır. Türkiye en çok desteğe ihtiyaç duyduğu dönemde yalnız bırakılmış olmasına rağmen NATO’nun küresel güvenliğin tesisi ve korunması hususundaki önemini kabul etmektedir. Bu anlayışla yükümlülüklerimizi yerine getirmeyi sürdürürken bir daha benzer sıkıntılar yaşanmaması hususundaki tespit ve tekliflerimizi her platformda tekrarlamayı sürdüreceğiz.

Ülke olarak kazandığımız her başarının, tespit ve tekliflerimizin diğer müttefikler tarafından daha dikkatle ve olumlu şekilde değerlendirilmesini sağladığını görüyoruz. İnşallah önümüzdeki dönemde hem ittifakla, hem de müttefiklerimizle daha yakın ve yapıcı bir iş birliği içinde olacağız. Yaptığımız tüm temaslarda bu anlayışın ipuçlarını müşahede ettik.

NATO ZİRVESİ MARJINDA İKİLİ GÖRÜŞMELER

Aziz milletim, NATO Zirvesi marjında çeşitli ülkelerin liderleriyle çok daha kapsamlı meseleleri ele aldığımız görüşmeler yaptık. Bu çerçevede 13 Haziran’da Litvanya Cumhurbaşkanı –tek tek hepsini de sayacağım- Sayın Nauseda ile Letonya Cumhurbaşkanı Sayın Levits’le, Macaristan Başbakanı Sayın Orban’la görüşmeler yaptım. Zirve günü olan 14 Haziran’da ise Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Macron’la, Birleşik Krallık Başbakanı Sayın Johnson’la, Almanya Şansölyesi Sayın Merkel’le, İspanya Başbakanı Sayın Sanchez’le, Hollanda Başbakanı Sayın Rutte’yle, Yunanistan Başbakanı Sayın Miçotakis’le ve son olarak da Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Sayın Biden’la bir araya geldik. Ayrıca zirve sırasında pek çok ülke temsilcileriyle kısa süreli sohbet etme imkânı bulduk. Öncelikle bu görüşmelerin tamamının da taraflar bakımından olumlu ve yapıcı bir iklimde geçtiğini belirtmek isterim.

Bugüne kadar çeşitli gerilimler yaşadığımız kimi isimler başta olmak üzere bir araya geldiğimiz tüm liderlerle ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin iş birliği alanları üzerinden gidilerek geliştirilmesi hususunda mutabık kaldık. Bilhassa Sayın Macron, Sayın Miçotakis ve Sayın Biden’la doğrudan temaslarımızı sıklaştırma kararı aldık. Bu sayede ülkelerimiz arasındaki yaşanacak muhtemel sorunları ve küresel gelişmeleri süratle görüşerek çözüm yollarını bulma kararlılıklarımızı karşılıklı olarak ifade ettik.

Sayın Biden’la yaptığımız görüşme, kendisiyle görece geldikten sonraki ilk yüz-yüze temasımız olması bakımından ayrıca önemliydi. Yaklaşık 17 yıllık bir geçmişimiz olan Sayın Biden’la bu defa Amerika Birleşik Devletleri Başkanı sıfatıyla ülkelerimiz arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemi başlatmak üzere bir araya geldik. Bu görüşmede elbette ülkelerimiz arasındaki bilinen sorunları karşılıklı olarak ifade ederek karşılıklı pozisyonlarımızı tekrar ortaya koyduk. Ancak sadece bununla kalmadık, asıl bundan sonraki iş birliği alanlarımız hususunda kendisiyle çok daha kapsamlı ve verimli görüş alışverişinde bulunduk. Hem baş-başa, hem heyetlerarası görüşmelerimizde muhatabımızla Amerika ile üstesinden gelinemeyecek hiçbir meselemizin bulunmadığı, tam tersine iş birliği alanlarımızın çok daha geniş ve karlı olduğu üzerinde mutabık kaldık. Nitekim Sayın Biden da görüşme sonrası yaptığı açıklamalarda bu yöndeki değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştı.

“ÜLKEMİZİN HİÇBİR DEVLETLE KURDUĞU İLİŞKİ DİĞERLERİNİN ALTERNATİFİ DEĞİLDİR”

Amerika ile diyalog kanallarımızı her düzeyde güçlendirmek suretiyle Sayın Biden’la yakaladığımız bu güzel iklimi ülkelerimiz bakımından maksimum faydaya dönüştürmekte kararlıyız. Gerek ikili yaptığımız görüşme, gerek daha sonra heyetlerarası yapmış olduğumuz görüşmelerle bundan sonraki süreçte belirlediğimiz isimlerle önce kendileri bir araya gelsin, ardından da biz bir araya gelelim kararına vardık. Aramızdaki sorun başlıklarını ise karşılıklı hassasiyetlerimiz ve beklentilerimiz ekseninde zaman içinde çözüme kavuşturacağımıza inanıyoruz.

Türkiye’nin tek talebi; siyasi ve ekonomik her alandaki egemenlik haklarına saygı duyulması, sınırları içinde ve dışında terör örgütleriyle yürüttüğü mücadeleye destek verilmesidir. Bu şartla her ülkeyle olduğu gibi Amerika’yla da yakın müttefiklik ilişkileri kurmaya ve geliştirmeye hazırız.

Ülkemizin hiçbir devletle kurduğu ilişki diğerlerinin alternatifi değildir. Tam tersine iş birliği arayışlarımızın hepsini de kendimiz, muhataplarımız, bölgemiz ve tüm insanlık için birbirlerinin tamamlayıcısı olarak görüyoruz. Bu anlayışla Amerika Birleşik Devletleri’yle de olumlu ve yapıcı bir temelde yeni bir dönemin kapılarını araladığımıza inanıyoruz.

“ŞUŞA’YA GİDERKEN İŞGAL VE SAVAŞ DÖNEMİNİN YIKIMLARINI BİZZAT GÖRME İMKÂNI BULDUK”

Aziz milletim; NATO Zirvesinin yapıldığı Brüksel’den Azerbaycan’daki programlarımız için Salı günü sabaha yakın geç vakit de olsa Bakü’ye ulaştık. Birkaç saat sonra da Azerbaycan Cumhurbaşkanı gardaşım Aliyev’le birlikte işgalden kurtarılan Şuşa şehrine hareket ettik. Hem Brüksel’den birlikte geldiğimiz, hem de doğrudan Azerbaycan’a intikal etmiş olan heyet üyelerimizle birlikte karayoluyla Şuşa’ya giderken işgal ve savaş döneminin yıkımlarını, acılarını, sonuçlarını bizzat görme imkânı bulduk. Yaklaşık 30 yıl süren işgal döneminde Karabağ ve gasp edilen Azerbaycan topraklarına tek çivi çakılmadığı gibi, var olan mirasın da hoyratça tahrip edildiğini gördük. Her tarafın nasıl yıkıldığını, nasıl yakıldığını gördük. Ve bütün bunlarla beraber bunların kalkıp özellikle dünyaya, birinci derecede Batıya; gelin lütfen Karabağ’ı görün. Minsk Üçlüsünün özellikle buraları tekrar tekrar görmesi lazım, gelin görün. Kim nereleri 30 yılda ne hale getirmiş bunu görün. Altyapının ya hiç olmadığı ya da tümüyle bozulduğu, tarihi ve kültürel eserlerin, evlerin, hatta ağaçların yakılıp yıkıldığı bu güzel coğrafyayı yeniden ayağa kaldırma çalışmalarına da şahit olduk. Çoğu Türkiye menşeili firmaların 5-6 ay gibi kısa bir sürede bizim Karadeniz Bölgemize benzeyen zor bir coğrafyada başardıkları önemli işleri görünce ülkemiz adına gurur duyduk.

Yolların açılmaya, tünellerin yapılmaya başlandığı, şehir ve üretim altyapısının yeniden inşa edildiği bu bölgenin en geç bir yıl içinde tamamen yepyeni bir çehreye kavuşmuş olacağına inanıyorum. Ve Sayın İlham Aliyev’de bu kararlılığı gördüm, bu inancı gördüm ve bununla birlikte de inşallah bu bölgenin bir yıl içerisinde ayağa kalkacağına da şahit olacağız.

Bir kartal yuvası gibi yalçın kayaların üzerinde kurulu Şuşa’da Azerbaycanlı kardeşlerimizin azatlık sevincine biz de ortak olduk. Penahali Han devrinden kalma tarihi bölgedeki valilik binasındaki resmi görüşmelerimizi yaptık. Ardından Cıdır Düzü’nde hayranlık verici bir manzaranın eşliğinde Azerbaycanlı gençlerimizin sergiledikleri gösterileri izledik.

Şuşa, Karabağ savaşında en son kurtarılan, en çok mücadele verilen yerlerden biridir. Azerbaycan tarihine damga vurmuş pek çok sanat, kültür, bilim erbabı Şuşa’dan çıkmıştır. Hankendi’ne hâkim bir tepede yer alan Şuşa’daki yüzlerce tarihî eser bölgeye vurulan Türk mührünü kazımak için vandalca ortadan kaldırılmıştır.

“TÜRKİYE OLARAK BİZ DE ÜZERİMİZE DÜŞEN HER ŞEYİ YAPIYORUZ”

Şuşa’nın azatlığa kavuşması, Azerbaycan halkı için sadece bir toprak kazanımı olmanın ötesinde anlama sahiptir. İnşallah bu güzel şehir başta olmak üzere işgalden kurtarılan tüm Karabağ ve Azerbaycan topraklarının en kısa sürede mahmur edilerek bölgenin asıl kimliğine yeniden kavuşturulacağı günler yakındır. Şuşa’yla birlikte Fuzuli, Cebrail, Zengilan, Gubadlı, Laçin, Kelbecer, Ağdam, Hocavend şehirleri de aynı şekilde hızla mamur edilecektir.

Yıllarca vatan hasreti çeken Azerbaycanlı muhacir kardeşlerimizin en kısa sürede evlerine dönebilmeleri için Türkiye olarak biz de üzerimize düşen her şeyi yapıyoruz, yapmayı sürdüreceğiz. Karabağ’a yeniden hayat vermenin yanında, Azerbaycanlı kardeşlerimizin bir daha böyle felaketler yaşamaması için de bir millet 2 devlet ruhuna uygun şekilde tedbirlerimizi alıyoruz.

Gardaşım Aliyev’le birlikte imzaladığımız ve dünyaya ilan ettiğimiz Şuşa Beyannamesi’yle ilişkilerimizde yeni bir dönemi başlattık. Bu beyanname çerçevesinde pek çok anlaşmayı çok yakın zamanda Türkiye ve Azerbaycan olarak imza altına alacak, böylece kardeşliğimizin hukuki temelini daha da güçlendireceğiz.

Şuşa Başkonsolosluğu’muzun en kısa sürede açılmasından Zengezur Koridorunun bir an önce işlemeye başlamasına kadar gündemimizdeki her bir başlığı kararlılıkla ve hızla hayata geçireceğiz. Önümüzdeki aylarda ülkemizde gerçekleştireceğimiz Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Toplantısı’nda bu hususlarla ilgili somut adımların çoğunu atmayı planlıyoruz.

“AZERBAYCAN’IN YANINDA OLACAĞIMIZI TÜM DÜNYAYA BİR KEZ DAHA İLAN ETTİK”

Çarşamba günü de Azerbaycan Millî Meclisine misafir olduk. Zafer sevincini oradaki milletvekilleriyle birlikte adeta yeniden yaşadığımız bu ziyarette Azerbaycan’ın hep yanında olduğumuzu ve hep yanında olacağımızı tüm dünyaya bir kez daha ilan ettik. Karabağ zaferinin Azerbaycan ve bölge için ne anlama geldiği önümüzdeki yıllarda daha iyi anlaşılacaktır. Burası dünyayı kendi siyasi ve ekonomik hırslarının aracı haline getirenlerin oyunlarının kırıldığı inşallah yer olacaktır.

Bölgenin yeniden huzura ve istikrara kavuşmasından en çok faydayı sağlayacaklardan biri de şayet önüne çıkan fırsatı değerlendirebilirlerse Ermenistan olacaktır.

Aynı gün bölgede görev yapan askerlerimizden bir grupla bir araya gelerek sohbet ettik. Akşam da Türkiye-Galler maçını seyrettikten sonra Antalya’ya gitmek üzere Azerbaycan’dan ayrıldık. Orada geçirdiğimiz 2 gün boyunca Azerbaycanlı kardeşlerimizin bize olan samimi muhabbeti bizi ayrıca mutlu etti. İnşallah bu süreci hep birlikte Kafkaslarda yeni bir dönemin başlangıcı haline getireceğiz.

Aziz milletim; Perşembe günü Antalya’da 3’üncü defa Başkanlığını üstlendiğimiz Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci’nin zirve toplantısını gerçekleştirdik. Güneydoğu Avrupa Bölgesinden 8 devlet ve hükûmet başkanıyla çeşitli düzeylerde 15 temsilcinin katıldığı bu zirve, örgütün 25. kuruluş yıl dönümü olması sebebiyle ayrıca anlamlıydı.

İşbirliği Süreci, bölgedeki 13 ülkenin tamamının aynı masa etrafında toplandığı yegâne oluşumdur. Kurulduğu günde beri bölgedeki siyasi sorunların diyalog yoluyla çözümü konusunda önemli bir misyon üstlenen bu yapının daha da geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’nin bölgenin barış ve istikrarına verdiği öneme uygun şekilde yürütülen projelere en kapsamlı desteği biz sağlıyoruz.

Belgrad-Saraybosna Otoyolundan göç ve salgın gibi pek çok ortak meselemizi zirve toplantılarında ele aldık.

Avrupa Birliği’nin genişleme sürecinde ortaya çıkardığı Batı Balkanlar kavramı ile Türkiye’nin bölgeden dışlanma girişimlerinin üye ülkeler tarafından benimsenmediğini memnuniyetle gördük. Üye ülkeler olarak aramızda bölgesel sahiplenme ve kapsayıcılık ilkeleri çerçevesinde çözemeyeceğimiz hiçbir sorununun bulunmadığı düşüncesiyle iş birliği ortamını geliştirmek için çalışıyoruz. Bu vesileyle, zirveye katılan tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum.

ANTALYA DİPLOMASİ FORUMU

Cuma günü ise ülkemizin uluslararası alanda önemli bir markası hâline dönüştüreceğine inandığım Antalya Diplomasi Forumuna katıldık. Foruma salgının yol açtığı pek çok zorluğa rağmen oldukça üst düzey ve yoğun bir katılım oldu. Antalya’ya gelen 11 devlet ve hükûmet başkanı, 45 dışişleri bakanı ve bakan, 60’a yakın uluslararası örgüt temsilcisi, iş ve akademi dünyasıyla sivil toplum kuruluşlarından isimler 25 ayrı etkinlikte görüş alış verişinde bulundular. Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu başta olmak üzere, salgın dönemi başladıktan sonra gerçekleştirilen bu en kapsamlı uluslararası toplantının ülkemize ve Antalya’ya kazandırılmasında emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

Forumunun açılış konuşmasında dünyanın karşı karşıya bulunduğu sorunların büyüklüğü ve çeşitliliğinin uluslararası alanda dayanışma ve iş birliğinin önemini artırdığını ifade ettik. Salgın döneminde yaşananlar bu gerçeği bir kez daha gösterdi. İnsanlığın tamamını tehdit eden böylesine hayati bir krizde iş birliği yerine korumacı ve rekabetçi politikaların öne çıkmış olması üzerinde uzun uzun durulması düşünülmesi gereken bir çarpıklıktır.

Küresel, siyasi ve ekonomik sistemin yeniden yapılanma ihtiyacı bu süreçte tekrar gündeme gelmiştir. Türkiye olarak ‘dünya 5’ten büyüktür’ ifadesiyle uzun süredir dile getirdiğimiz yapısal dönüşüm tekliflerimizi burada bir kez daha ifade ettik.

Ülkemizle ilgili gündeme getirilen eksen tartışmalarının gerisinde ortaya koyduğumuz insan öncelikli diplomasi dili ve uygulamalarının kimi çevrelerde yol açtığı hazımsızlık vardır. Buna rağmen biz doğru bildiğimiz yolda ilerlemeyi, kendimiz, dostlarımız ve tüm insanlık için en hayırlı, en adil, en hakkaniyetli, en iyi olanı talep etmeyi sürdüreceğiz. Dünyanın en kadim devlet geleneğine, dolayısıyla da diplomasi kültürüne sahip ülkelerinden biri olarak, öncelik verdiğimiz coğrafyalarda kendimize yakışır şekilde mücadeleye devam edeceğiz.

Antalya Diplomasi Forumu’nun siyasetçileri, akademisyenleri, sivil toplum kuruluşlarını, iş dünyasını ve gençleri kucaklayan yapısıyla küresel sistemin istikametini belirlemede önemli rol oynayacağına inanıyorum.

Cumartesi günü de yine Antalya’da NG Phaselis Otelinin açılışına, -yaklaşık 1,5 milyar liralık maliyetle böyle bir açılışa- ardından Antalya İl Teşkilatımızın Genişletilmiş İl Divanı Toplantısı’na katıldık. Aynı gün akşam da gençlerimizle canlı bağlantı üzerinde keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

“TÜRKİYE, SALGIN DÖNEMİNİN PARLAYAN YILDIZI OLMUŞTUR”

Aziz milletim, salgında yaşanan gelişmeler ve bu çerçevede ülkemizin izlediği yol haritası Kabine gündemimizin yine ilk konusunu oluşturuyordu. Türkiye, sağlık hizmetlerinden gıda zincirinin devamlılığına, kamu güvenliğinden sosyal dayanışmaya kadar her alanda, salgın döneminin parlayan yıldızı olmuştur. Hükûmet olarak aldığımız tedbirlerden etkilenen her kesimin üzerindeki yükü hayata geçirdiğimiz destek ve teşvik paketleriyle azalttık. Kısıtlamaları üretim ve istihdam üzerinde olumsuz etki yapamayacak şekilde uyguladık.

Sanayi üretimimiz yükselişini düzenli olarak sürdürüyor. Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 12,5 olarak gerçekleşen yüksek teknoloji ürünleri üretimindeki artış ayrıca sevindiricidir. Milli teknoloji hamlesi vizyonuyla ülkemizi yüksek teknolojili ürünlerin pazarı değil üreticisi yapma yolunda adım adım ilerliyoruz. Bu gelişmelere paralel olarak, sanayi sektöründeki kayıtlı istihdam 4 milyon 700 bin sınırına dayanarak tüm zamanların en yüksek seviyesin ulaştı.

Tarımda yaşanan kuraklık sebebiyle ortaya çıkacak muhtemel sıkıntılara karşı tedbirlerimizi aldık, alıyoruz. Salgın ve kuraklık nedeniyle ortaya çıkan durumu istismar ederek hububat ile et, süt, yem fiyatlarını aşırı şekilde yükseltmeye çalışanlara da izin vermeyeceğiz, gerekli dersi vereceğiz. Toprak Mahsulleri Ofisi’mizi en etkin şekilde devreye sokarak uygun fiyatlı yem ham maddesi satışını Temmuz ayında başlatıyoruz.

Salgın döneminde işlerine ara vermek veya sınırlandırmak zorunda kalan esnaflarımızı kısa çalışma ödeneğinden kira ve ciro desteğine kadar pek çok yöntemle destekledik.

Diğerleriyle uyumlu şekilde turizm sektörüne verdiğimiz KDV desteğini de bir ay daha uzatıyoruz.

“YAPTIĞIMIZ AŞI SAYISI 43 MİLYON DOZA YAKLAŞMIŞTIR”

Aşılamada dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer aldık. Haziran ayıyla birlikte aşılamayı hızlandırarak Türkiye’nin bu cendereden bir an önce kurtulabilmesi için ne gerekiyorsa yaptık, yapacağız. Hamdolsun bu konuda oldukça iyi bir yere geldik. Bugün itibariyle yaptığımız aşı sayısı 43 milyon doza yaklaşmıştır. Son 1 haftada nüfusuna oranla dünyada en çok aşı yapan ülke konumundayız. Son olarak 30 yaşa kadar indirdiğimiz aşılama faaliyetlerini aynı hızla sürdüreceğiz. Hedefimiz, birkaç hafta içinde aşılamayı 18 yaş üzerindeki nüfusumuzun tamamına açmaktır. Böylece Türkiye’nin salgın krizini en az sıkıntıyla ve ilk atlatan ülkelerden biri olmasını sağlamak istiyoruz. Virüsün yeni varyantları sebebiyle dünyadaki sıkıntılar bir müddet daha devam edecek olsa da, Türkiye inşallah bu süreci de başarıyla geride bırakacaktır.

Biz birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sahip çıktıkça Allah’ın izniyle üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir mesele yoktur.

Bilindiği gibi geçtiğimiz ayın sonunda yaptığımız son kabine toplantımızın ardından Haziran’la birlikte başlayacak yeni dönem uygulamalarını kamuoyuyla paylaşmıştık. Bugünkü toplantımızda da önümüzdeki dönemde uygulamaya geçireceğimiz kimi hususların istişaresini yaptık.

Bu çerçevede tamamı da 1 Temmuz itibarıyla başlamak üzere sokağa çıkma kısıtlamalarını tümüyle kaldırıyoruz. Müzikle ilgili sınırlamayı da daha ileri bir saat olan 24.00’e çekiyoruz. Kusura bakmasınlar, gece kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yoktur. Şehirlerarası seyahat kısıtlamaları ile şehir içi toplu taşıma araçlarındaki sınırlamalar sona eriyor. Kamu kurum ve kuruluşlarında normal mesai düzenine geçiliyor.

Kamu ve özel sektördeki iş ve işlemlerin tamamında Sağlık Bakanlığının hazırladığı salgın yönetimi ve çalışma rehberlerine uyulması hassasiyetle takip edilecek. HES kodu uygulaması yaygınlaştırılarak sürdürülecektir. Konuyla ilgili diğer ayrıntılar İçişleri Bakanlığımızın genelgesinde yer alacak.

Tüm bu kararların ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Tabii bu güzel gelişmelerin devamı için milletçe tedbirlere uymayı sürdürmemiz gerekiyor.

Sırası gelen herkesin aşı olması hayati öneme sahiptir. Vatandaşlarımdan aşı konusundaki manipülasyonlara itibar etmemelerini, bu konuda bilim insanlarına kulak vermelerini istiyorum. Biz de aşımızı olarak bilim insanlarımıza olan güvenimizi gösterdik.

Yerli aşı çalışmalarında da birkaç ay içinde yaygın kullanıma geçebilecek seviyeye gelmeyi ümit ediyoruz. Temizlik, maske ve mesafe kurallarına riayet ederek bu musibetin üstesinden hep birlikte geleceğiz.

Bu vesileyle salgının başladığı tarihten bugüne kadar canla başla fedakârca göreve yapan sağlık çalışanlarımız ve güvenlik güçlerimiz başta olmak üzere herkese şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Bir kez daha hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.”

Dünya

Yelken’de rüzgar değişmedi. Özlem Akdurak ile yola devam.

Haber

on

Başkanlığına üst üste ikinci defa D. Özlem AKDURAK seçildi.

Yelken Federasyonu’nda Başkan değişmedi.

ÖZLEM AKDURAK, 2024 PARİS OLİMPİYAT OYUNLARI sonrasındaki yeni seçimlere kadar YELKEN FEDERASYONU Başkanlığı yapacak.

Yelken Federasyonu Başkanı AKDURAK, yapılan Spor Federasyonları olağan genel kurullarında seçilen ilk kadın Başkan olma ünvanına da aldı. Gençlik ve Spor Bakanlığı ‘nın B2 katında yapılan Yelken Federasyonu ’nun 5. Olağan Genel Kurulunda Özlem AKDURAK İkinci kez başkanlığa getirildi.

Üç adayın katıldığı Olağan Genel Kurulun başkanlık yarışında, AKDURAK oylamaya katılan 262 delegeden 105’inin oyunu alarak yeniden başkanlığa seçildi.

D. Özlem AKDURAK Federasyonunun 5. Olağan Genel Kurulundaki konuşmasında döneminde gerçekleştirdikleri faaliyetleri hatırlattı. Konuşmasında büyük hayallerini ifade eden Özlem AKDURAK, Yelken sporunu bulunduğu yerden üst düzeye taşımak için çok çalışacaklarını belirtti.

Özlem AKDURAK ve öteki iki Başkan adayının konuşmalarından sonra Başkan, yönetim kurulu, disiplin kurulu ve denetleme kurulu üyelikleri için seçim yapıldı. Oylama sonucunda Özlem AKDURAK yeniden YELKEN FEDERASYONU başkanlığına seçilirken yönetim kurulu üyelikleri de belirlendi.

Yönetim Kurulu şu üyelerden oluştu; Ayhan Orhan OFLAZ, Cem HAKKO, Deniz ÇİÇEK, Enver ÇOBAN, Hakan Han ÖZCAN, Hakan YENİGÜN, Melih DİLİKOĞLU, Oğuz Akif SEZER, Özfer URALP, Serdar ÖZKALELİ, Sermurat KÜÇÜKGÜL ve Tolga YAĞLI. Özlem AKDURAK’ın başkanlığında Hüsnü Levent BAŞKAN , Alp BOLEVİN, Zekiye Ezgi TABAN, Özgür YAMAN ve Dinçer ÇERİBAŞ da disiplin Kurulu Üyesi olarak görev yapacaklar. Denetleme Kurulu üyeliklerine ise Özkan CENGİZ ve Uğur AKSOY getirildi.

YELKEN Federasyonunun 5’inci olağan Genel Kurulu Başkanlığa üst üste ikinci defa seçilen Özlem AKDURAK ’ın tebrikleri kabul etmesiyle sona erdi.

Okumaya devam edin

Dünya

“Bizim niyetimiz asla kriz çıkarmak değil, ülkemizin çıkarlarını ve egemenlik haklarını korumaktır”

Haber

on

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanı olarak malum açıklamayı yapan büyükelçiler hususunda ülkem ve milletim adına ortaya koyduğumuz tavır sorumlu ve samimi duruşun tezahürüdür. Bizim niyetimiz asla kriz çıkarmak değil, ülkemizin hakkını, hukukunu, onurunu, çıkarlarını ve egemenlik haklarını korumaktır. Nitekim bugün aynı büyükelçilikler tarafından yapılan yeni bir açıklamayla yargımıza ve ülkemize yönelik bühtandan geri dönülmüştür” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.

Toplantıda ele alınan konulara dair açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

“Bilindiği gibi geçtiğimiz hafta üç ülkeyi kapsayan ve toplamda beş devlet başkanıyla bir araya geldiğimiz oldukça verimli bir Afrika seyahati gerçekleştirdik. Gittiğimiz her Afrika ülkesi gibi Angola, Togo ve Nijerya’da da büyük bir hüsnükabulle, samimi bir misafirperverlikle karşılandık. Gerek baş başa ve heyetler arasında yaptığımız görüşmelerde, gerekse de iş insanlarımızın muhataplarıyla olan temaslarında bölgedeki büyük potansiyeli bir kez daha müşahede ettik.

Şu hususun altını bilhassa çizmek istiyorum: Hükûmete geldikten sonra en çok önem verdiğimiz ve en çok emek harcadığımız konulardan biri, Afrika Kıtası’yla ilişkilerimizi geliştirmekti. Bu anlayışla Başbakan ve Cumhurbaşkanı sıfatıyla 30 Afrika ülkesine 50 seyahat gerçekleştirdik. Diplomatik temsilcilik sayımızı kıta genelinde artırırken ticari ve ekonomik iş birliklerimizi de güçlendirmeye çalıştık. Dünyanın yükselen kıtası Afrika’nın önemi 21. yüzyılda giderek daha çok artacaktır.

“TÜRKİYE’NİN AFRİKA’YA BAKIŞI BATI ÜLKELERİNDEN ÇOK FARKLIDIR”

Sağlık ve iklim krizleriyle sarsılan, dengeleri bozulan, yeni arayışlara yönelen dünya için Afrika’nın mümbit toprakları hâlâ en değerli kaynaktır. Sömürgecilerin sürekli biçim, yol, yöntem değiştirerek kıtayı ellerinde tutma gayretleri bitmedi ve bitmeyecektir. Buna karşılık Afrika halklarının hafızalarında geçmişte yaşadıkları acılar tüm tazeliğiyle durmaktadır. Daha önemlisi, Afrikalı dostlarımız sahip oldukları zenginliklerin öneminin ve kendilerine sağlayacağı faydanın da farkındadır. Afrika toplumları artık sömürülmek, ezilmek, öldürülmek değil adil bir paylaşımla gelişmek, kalkınmak, büyümek ve insanlığa bu şekilde katkıda bulunmak istiyor.

Hiç şüphesiz Türkiye’nin Afrika’ya bakışı Batı ülkelerinden çok farklıdır. Tarihinde sömürgecilik lekesi ve katliam ayıbı bulunmayan bir ülke olarak kıtaya insan merkezli yaklaştığımızı muhataplarımız da görüyor. Bunun için de özellikle bizi farklı bir yere koyuyorlar. Tabii asırlardır sömürülen siyasi, sosyal ve ekonomik düzeni bu şekilde kurulmuş bir coğrafyada mesafe kat etmek öyle kolay olmuyor. Sömürgecilerin izlerini kıtanın dört bir yanında siyasetten ekonomiye, sosyal ve kültürel hayata kadar her alanda görmek mümkündür. Buna rağmen Türkiye’nin karşılıklı saygıya, muhabbete, dayanışmaya, birlikte kazanmaya ve paylaşmaya dayalı politikaları artık yavaş yavaş kök salmaya, taban tutmaya, karşılık bulmaya başlamıştır.

Kıtadaki pek çok bölgeyle 500 yıllık geçmişe sahip kültürel ve beşeri ilişkilerimizin bulunması işimizi oldukça kolaylaştırıyor. Aynı şekilde Kızılay, TİKA, Yurt Dışı Türkler Başkanlığı, Maarif Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü, insani yardım kuruluşlarımız gibi yapılarımızla kıtada yürüttüğümüz faaliyetler fevkalade müspet bir iklim oluşturmuştur. İşte bu altyapı üzerinde Afrika’yı pazar değil ortak olarak gören bir yaklaşımla kıtanın tamamında güçlü dostluk ve iş birliği köprüleri kuruyoruz.

Afrika seyahatimizin hemen ardından İstanbul’da yapılan Türkiye-Afrika Ekonomi ve İşbirliği Forumu ile 17-18 Aralık’ta gerçekleştirilecek olan Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi gibi etkinlikler bu doğrultuda kat ettiğimiz mesafenin somut örnekleridir.

“AFRİKALI DOSTLARIMIZLA ORTAK BİR GELECEK İNŞA ETMEYİ, DOLAYISIYLA SÖMÜRGECİLERE RAHATSIZLIK VERMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”

Ülkemizde neredeyse her ay bir ve birkaç Afrikalı misafirimizi ağırlıyoruz, aynı şekilde oradan da çok sayıda ziyaret daveti alıyoruz. İnşallah en kısa sürede yeni bir Afrika programıyla bu güzel iklimi daha ileriye taşıyacak adımlar atacağız. Eğitim, sağlık, ticaret gibi amaçlarla ülkemize gelen Afrikalıların sayısının her geçen yıl artması ilişkilerimizin geleceği bakımından umut vericidir. Türk iş insanlarının Afrika’daki yatırımlarının da sürekli büyüdüğüne, genişlediğine şahit oluyoruz. Nitekim son seyahatimizde de her üç ülkede toplam 18 ekonomik ve kültürel anlaşma veya mutabakat imzalandı, ortak bildiri yayınlandı.

Türkiye’nin Afrika’da attığı her adım elbette kıtayı kendi arka bahçeleri olarak gören eski sömürgecileri rahatsız ediyor. Ülkemiz aleyhinde Batıda yürütülen kampanyaların gerisindeki sebeplerden biri de budur. Kimse kusura bakmasın, biz Afrikalı dostlarımızla ortak bir gelecek inşa etmeyi, dolayısıyla sömürgecilere rahatsızlık vermeyi sürdüreceğiz. Her ne kadar bize olan husumetlerinden dolayı gözlerine perde inenler Türkiye-Afrika ilişkilerindeki gelişmeleri önemsizleştirmeye çalışsa da, kıtada ülkemiz adına çok hayırlı ve faydalı işler yapmaya devam edeceğiz.

“ÜLKEMİZİ GÜÇLÜ TUTMAK, MİLLETİMİZİN HAYSİYETİNİ KORUMAK İÇİN CANLA BAŞLA MÜCADELE EDİYORUZ”

Bin yıllık vatanımız Anadolu’da neredeyse her günümüz mücadeleyle geçmiştir. Bugün de ülke ve millet olarak sınırlarımızın güvenliğinden siyasi, ekonomik ve sosyal alana kadar her cephede aynı mücadeleyi veriyoruz. Gazi Mustafa Kemal’in millî mücadelenin en kritik safhalarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesinde söylediği, ‘Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır’ ilkesi ülkemiz için hâlâ geçerlidir. Boş bıraktığımız, ihmalkâr davrandığımız, gereken tedbiri almadığımız, yeterli tahkimatı yapmadığımız her alanın ülkemizin istiklali ve istikbali için bir tehdit olarak karşımıza çıktığı gerçeğini defalarca yaşadık.

Bu tecrübenin ışığında diplomasiden güvenliğe, ekonomiden teknolojiye uzanan geniş bir yelpazede ülkemizi güçlü tutmak, milletimizin haysiyetini korumak için canla başla mücadele ediyoruz. Yürüttüğümüz mücadelede Cumhuriyetimizin 1 asırlık birikimi, Osmanlı ve Selçuklunun 10 asırlık mirası, medeniyetimizin 15 asırlık zenginliği, devletimizin 20 asırlık geleneği en büyük güç kaynağımızdır.

Tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de önümüzde kimi dış, kimi iç kaynaklı sıkıntılarımız, zorluklarımız mutlaka vardır. Türkiye diye bir devletin, Türk Milleti diye bir milletin bırakınız sahip oldukları gücü ve imkânları, varlığına bile tahammülü olmayanlar bugün de boş durmuyor. Kendi güvenlikleri ve refahları söz konusu olduğunda dünyaya ateşe atmaktan çekinmeyenlerin ülkemizin aynı çerçevedeki hassasiyetlerine saygı göstermelerini elbette beklemiyoruz. Bunun örneğini darbelerden vesayet düzenine verilen desteğe, terör örgütleri konusunda sergilenen çifte standarttan bölgemizdeki insani güvenlik krizleriyle ilgili tutuma kadar sayısız örnekte gördük, görüyoruz. Küresel yönetim sisteminin vanasını elinde tutanlar kendi sınırları içindeki tek bir olumsuzluk karşısında dahi her türlü hak ve hukuku askıya almayı meşru sayarken, milyonlarca insanın ölümünü duyarsızlıkla seyrediyor. Ucu kendilerine değen hususlarda hukuk, teamül ve ahlak tanımayanlar konu mazlum ve mağdurlar, konu Türkiye gibi hakkı ve adaleti savunanlar olduğunda ağız birliği yapıp bambaşka istikametlere yönelebiliyor. Geçmişte uzunca bir süre bu anlayışla ülkemizi istedikleri gibi yönlendirenler, istedikleri gibi şekillendirebilenler Türkiye artık kendi duruşunu sergilemeye başladığında paniğe kapıldılar.

“TÜRK YARGISI KİMSEDEN TALİMAT ALMAZ, KİMSENİN EMRİNE GİRMEZ”

Bir süredir yaşadığımız siyasi, ekonomik, toplumsal, diplomatik saldırıların gerisinde işte bu panik hâlinin yol açtığı acelecilik ve saygısızlık vardır. Türkiye’nin nezaketini, teennisiyle davranma tarzını zaaf olarak görerek eski alışkanlıklarına yönelenler, yaptıkları yanlışı kabul etmedikleri sürece hak ettikleri cevabı alacaklardır. Son dönemde bazı ülkelerin büyükelçileri tarafından yapılan hadsiz ve talihsiz açıklamayı da aynı çerçevede değerlendiriyoruz. Bu açıklama herhangi bir kişiyi veya konuyu değil doğrudan ülkemizin yargısını ve egemenlik haklarını hedef almıştır. Her şeyden önce bu tavır ülkemizdeki yargı teşkilatımızı, hâkimlerimiz, savcılarımız, avukatlarımızla birlikte tüm yargı mensuplarımıza yapılmış bir büyük hakarettir. Anayasamızın 138. maddesinde belirtildiği şekilde Türk yargısı kimseden talimat almaz, kimsenin emrine girmez. Kendi yasama ve yürütme organlarımızın bile Anayasa gereği işine karışamadığı yargımızı bir grup büyükelçinin sigaya çekmesine tahammül edemeyiz.

Dünyada nice acılar yaşanır, zulümler yapılır, adaletsizlikler sergilenirken Türkiye’yi dillerine dolayanların amaçlarının hak, hukuk takibi olduğuna kimse bizi inandıramaz. Bağımsız ve tarafsız yargımız ile yargı mensuplarımıza yönelik bu saygısızlığa gereken cevabı vermek devletin başı olarak herkesten önce bizim görevimizdir.

Cumhurbaşkanı olarak malum açıklamayı yapan büyükelçiler hususunda ülkem ve milletim adına ortaya koyduğumuz tavır işte bu sorumlu ve samimi duruşun tezahürüdür. Bizim niyetimiz asla kriz çıkarmak değil, ülkemizin hakkını, hukukunu, onurunu, çıkarlarını ve egemenlik haklarını korumaktır. Nitekim bugün aynı büyükelçilikler tarafından yapılan yeni bir açıklamayla yargımıza ve ülkemize yönelik bühtandan geri dönülmüştür. Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesi ne yani ülkelerin kanunlarına ve nizamlara uygulayacağı, içişlerine karıştırılmayacağı taahhüdüne bağlılıklarını ifade eden bu büyükelçilerin artık Türkiye’nin egemenlik hakları konusundaki beyanlarında daha dikkatli olacaklarına inanıyoruz.

Ülkemizin bağımsızlığına ve milletimizin hassasiyetlerine saygı duymayan hiç kimsenin sıfatı ne olursa olsun bu ülkede barınamayacağını da ayrıca ifade etmek istiyorum.

Diğer yandan, bu süreçte kimin ülkenin ve milletin yanında durduğunu, kiminde ellerin kılıcını çaldığını bir kez daha hep birlikte gördük. Türkiye’nin bugün yaşadığı en büyük sancılardan biri de bu tür meselelerde yerli ve millî duruş sergilemeyi bir türlü başaramayan kimi siyasetçi, eski diplomat ve medya mensubundan oluşan güruhtur. Kişisel hırsları, ideolojik saplantıları ve kalplerini karartan kinleri uğruna kendi ülkelerinin aleyhindeki kampanyaların gönüllü aparatına soyunan, sözcülüğünü üstlenen mankurtları milletimiz yakından takip etmektedir.

Önümüzdeki dönemde güvenlikten ekonomiye pek çok sorunumuzla birlikte inşallah bu hastalıklı zihniyetten de kurtulacağız. Esasen ülke ve millet olarak bu tür çarpıklıklarla uluslararası medyadan siyasetçisine kadar farklı kesimler üzerinden ilk defa karşılıyor da değil.

Gezi olaylarında neredeyse bir ay boyunca ülkemizden yapılan canlı yayınları hatırlayın. Benzer hadiseler çok daha vahim boyutlarda Avrupa başkentlerinde yaşandığında aynı çevreler tek bir karenin bile dışarıya sızmasına izin vermediler. Ülkemizin yakın tarihlerindeki en büyük ihanetleri olan 17-25 Aralık emniyet, yargı darbe girişiminin ardından kopartılan fırtınaları da hatırlayın. PKK terör örgütünün çukur eylemleri ve HDP’nin 6-8 Ekim kanlı sokak olayları sırasında yaşananları da hatırlayın. DEAŞ’ın ve PKK’nın sınırlarımız boyunca ve sınırlarımız içinde gerçekleştirdikleri kanlı eylemleri de hatırlayın. Ve elbette 15 Temmuz darbe girişimini hatırlayın. Bunların hangisinde ülkemize her fırsatta demokrasi ve hukuk diskuru çekenlerin haktan, adaletten, meşrutiyetten, hepsini bir kenara bıraktım insanlıktan yana tavır aldığını gördünüz mü? Tam tersine bu hadiselerin hepsinde de terör örgütleri ve darbecilerin sırtları sıvazlamış, Türkiye’nin seçilmiş yöneticileri, diplomasi ve medya kıskacına alınarak pes ettirilmeye çalışılmıştır.

Hamdolsun Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle tüm bu oyunları bozduk, tuzakları boşa çıkardık, hevesleri kursaklarda bıraktık. Hangi engelle karşılaşırsak karşılaşalım ülkemizi 2023 hedeflerine ulaştırma azmimizden zerre kadar geri adım atmadık.

“TÜRKİYE GİBİ MİSYON SAHİBİ BİR ÜLKEDE HİÇBİR KARAR TESADÜFEN ALINMAZ”

Terörle ve darbe ile yapamadıklarını ekonomi ile yapmak için başlattıkları sinsi saldırıları da çok ciddi bedeller ödeme pahasına engelledik, engelliyoruz. Ülkemizin izlediği ekonomi politikasının sebebini ve amacını hâlâ anlamamış olanlar dönüp millî mücadeleye, Türkiye’nin 70 yıllık çok partili siyasi hayatında yaşadıklarına, özellikle de son sekiz yılına bakmalıdır. Tarih ve vicdan penceresinden bakılırsa bize yapılanların da, bizim yaptıklarımızın da gerisindeki asıl fotoğraf gayet iyi görülecektir.

Türkiye gibi misyon sahibi bir ülkede hiçbir hadise rastgele yaşanmaz. Hiçbir karar tesadüfen alınmaz. Hiçbir eylem bilinçsiz yapılmaz. Biz ne yaptığımızı da, ne için yaptığımızı da, bunun sonucunda nelerin ortaya çıkacağını da gayet iyi biliyoruz. Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak neredeyse 20 yıldır dünyada birlikte çalışmadığımız lider, içinde bulunmadığınız platform, arka planına vakıf olmadığımız hadise kalmadı. Avrupa’nın ve dünyanın en kıdemli lideri olarak tüm bu tecrübeler ışığında ve kurduğumuz güçlü altyapı üzerinde başlattığımız demokrasi ve kalkınma hamlesini sonuçlandırarak büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etmeye çalışıyoruz.

Milletimiz emin olsun ki, bu hedefe çok yaklaştık. Dışarıda ve içeride artan gürültülerin sebebi bu gerçeğin herkes tarafından bilinmesidir. İşte hep birlikte yaşayarak görüyoruz, dünyanın en güçlü sağlık altyapısını biz kurduk. Şehir hastaneleri gibi eşi benzeri olmayan bir modeli hayata geçirdik ve Koronavirüs salgını döneminde bunun meyvelerini toplamaya başladık.

Üretim altyapımızı geliştirmek için ülkemizin her şehrini sanayi bölgeleri ile fabrikalarla donattık, yeniden inşa hareketini devam ettirdik işte bu hafta Eskişehir’de Organize Sanayi’de 52 fabrikanın açılışını yaptık. Bunun yanında 106 tane yine ayrıca fabrika açılışını yaptık. Bunlar kendiliğinden olmuyor, hani bir şey yapılmıyordu? Eskişehir’e git Bay Kemal orada bunların hepsini gör. Ve Çin’den işte dünyanın en önemli markası geldi orada kurutma makinesi, çamaşır makinesi bunun temelini değil, açılışının yaptığımız bir tesisi modern bir şekilde kurduk. Ülkemizde hidroelektrik, termik, doğal gaz, güneş ve rüzgâr santralleri ile donatarak kurulu enerji gücümüzü üç katından fazla artırdık. Çoğalan nüfusa ve üretim kapasitesine rağmen elektrik sıkıntısı çekmeyerek bu yatırımlarımızın meyvelerini toplamaya başladık.

Kara yoluyla, hava yoluyla, demir yoluyla, deniz yoluyla, ulaşım alt yapımıza tarihimizde görülmedik yatırımları yaptık. Dünyanın üretim merkezinin değişmeye başlamasıyla lojistik avantajımızın meyvelerini toplamaya başladık. Ülkemizin her şehrine yaydığımız üniversitelerimizle, yeniden ayağa kaldırmaya başladığımız mesleki ve teknik eğitimimizle, yetişmiş insan kaynağımızı güçlendirdik. Her alanda bunlarında meyvelerini toplamaya başladık.

“EVLATLARIMIZA BIRAKACAĞIMIZ EN BÜYÜK MİRAS OLARAK GÖRDÜĞÜMÜZ 2053 VİZYONU İÇİN GEREKEN TEMELİ ATTIK”

Adam utanmadan, sıkılmadan ‘81 vilayete niçin üniversite kuruyorsunuz?’ diyor. Söyleyeyim sana niçin kurduğumuz, biz 81 vilayetteki evlatlarımızın ülkemizin bir ucundan bir diğer ucuna gitmemesi için bunları kurduk. Ne çileler çekti bu ülkenin evlatları. 76 vilayette üniversite varken şimdi toplam 207 üniversitemiz var, bundan niye rahatsız oluyorsun Bay Kemal, niye bundan rahatsız oluyorsun? Ve 207 üniversiteyle biz şu anda ilim, irfan dağıtıyoruz ve dağıtmaya da devam edeceğiz. Sizin yapamadıklarınızı işte biz yaptık, yapıyoruz.

Bu örnekleri her konuya, her alana, her başlığa yaymak mümkündür. Hep söylediğimiz gibi, biz bugüne kadar sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık. Ülkemizin istisnasız her karış toprağını milletin her ferdini kucaklayan eserlerimiz ve hizmetlerimizle evlatlarımıza bırakacağımız en büyük miras olarak gördüğümüz 2053 vizyonu için gereken temeli attık. Büyük ve güçlü Türkiye’nin siluetinin şekillenmeye başladığı şu dönemde, ülkemizi 2023’te kavşağında yeniden eski düzene, yani siyasi kaos, ekonomik yıkım, sosyal çatışma iklimine döndürmek isteyenler var. Kim bunlar? CHP. CHP deyince de çılgına dönüyorlar. Dışarıda ve içeride tek bir koro hâlinde yürütülen kampanyanın amacı, bizden kurtulmak değil bizim ülkemizin hanesine yazdırdığımız demokrasi ve kalkınma kazanımlarını yok etmektir, dertleri bu.

Bayraklar farklı, lisanlar farklı, çehreler farklı, ifadeler farklı olabilir, ama amaç aynıdır, o da büyük ve güçlü Türkiye, özellikle Türkiye hedefinin önünü kesmektir. Ama onların bilmediği bir şey var, milletimizle birlikte diplomasinin de, siyasetin de, ekonominin de dilini çözeli çok oldu. Buradan bir kez daha tekrarlıyorum, başaramayacaksınız, ya bu ülkenin bağımsızlığını, bu ülkenin vakarını, bu devletin büyülüğünü kabul edeceksiniz ya da nefesiniz tükenene kadar içinde çırpındığınız kibir ve nefret çukurunda debelenmeye devam edeceksiniz.

Dünyayı ve ülkemizi okurken insanlarımızın yaşadığı sıkıntıları asla görmezden geliyor, çözümü için çalışmaktan geri durmuyoruz. Ülkemizin güvenliği ve hedefleri için yedi düvelle mücadele ederken insanımızın sofrasındaki ekmeğinin, aşının, evindeki elektriğinin, doğal gazının, suyunun, kapısındaki aracın yakıtının, içindeki kazancının, kendisi ve ailesi için kurduğu hayallerin de derdiyle dertleniyoruz. Ya utanmadan, sıkılmadan ‘aşı yok’ diyor, ‘evine götürecek ekmeği yok’ diyor. Ya böyle bir yalan olur mu? Kim bunu diyen? CHP’lisi, İP’lisi. Ya bunlar korkulması gereken Yüceler Yücesinden de korkmuyorlar ki, bunlarda edep, hayâ yok.

Öyle diyor şair:

‘Ne aru namusu, ne ırzu hayâ,

Nedama medavu nedamu medavu.’

Ne ar kaldı, ne namus kaldı, ne hayâ kaldı, gelen geçti, gelen geçti, gelen geçti; bunlar böyle, maalesef. “

“KÜRESEL KRİZLERİN ÜSTESİNDEN GELMEKLE PAHALILIĞIN, YOKSULLUĞUN, HAKSIZLIĞIN, ADALETSİZLİĞİN ÖNÜNE GEÇMEK BİZİM AYNI DERECEDE MÜHİMDİR”

Ya şu anda bakıyorsunuz her evde araba var, kapıcısında araba var; şu anda ikinci el araba yetişmiyor zaten, böyle bir durum var. Ya bunları nasıl görmemezlikten geliyorsunuz? Ama bunu televizyon ekranlarından vatandaşa anlatır vatandaşı kandırabilirsiniz, ama bizi kandıramazsınız, biz çünkü hepsinin istatistiklerini tutuyoruz, nerede ne oluyor, ne satılıyor, bunların hepsini gayet iyi biliyoruz.

Ve bir diğer taraftan, Koronavirüs salgınından iklim değişikliğine kadar nice küresel krizin ülkemize etkileriyle uğraşırken kadınlarımızın, gençlerimizin, yaşlılarımızın, işçilerimizin, işverenlerimizin, garip gurebanın sesine de kulağımızı ve kalbimizi açık tutuyoruz. Büyük vizyonlara ve hedeflere odaklanırken, gözümüzün önündeki, burnumuzun dibindeki meselelere sırtımızı dönmüyoruz. Terörle mücadeleyle işsizlikle mücadele bizim için aynı mesabededir. Küresel krizlerin üstesinden gelmekle içerideki pahalılığın, yoksulluğun, haksızlığın, adaletsizliğin önüne geçmek bizim aynı derecede mühimdir. Esasen bunların hepsi de aynı makinenin farklı parçaları gibi birbiriyle yakından ilişkilidir. Hepsini birden hâl yoluna koymazsak yollumuza devam edemeyiz.

Bu dönemdeki talihsizliğimiz, küresel kriz ile ülkemize yönelik saldırıların aynı dönemde zirve yapmış olmasıdır. Salgınla birlikte bozulan küresel ekonomik dengeler yaygın kullanımı olan pek çok ürünün ham maddesinde, üretiminde, dağıtımında çok ciddi fiyat artışlarının yaşanmasına yol açtı. Türkiye bu fiyat artışlarını halkına nispeten en az yansıtan ülkelerin başında geliyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda durum çok daha vahimdir. Bu sıkıntılı sürecin olumsuz etkilerini dünyada önümüzdeki dönemlerde daha fazla göreceğiz.

Türkiye olarak artan üretim ve lojistik gücümüzle yaşanan sıkıntıları kendimiz için bir fırsata dönüştürme yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Tabi bu arada yaşanan fiyat artışları ve diğer sıkıntıların insanlarımızı bunaltmaması için gereken tedbirleri alıyoruz. Tarım ürünlerinde belirlediğimiz oldukça yüksek alım fiyatları bu tedbirlerden biridir. Yine kamu işçi ve memurlarının ücretlerinde yaptığımız artışlarda da bu durumu dikkate alarak çıtayı bir hayli yüksek tuttuk. Elektrik ve doğal gaz fiyatlarındaki maliyet satış oranlarında devlet olarak epeyce ciddi seviyede sübvansiyon yapıyoruz. Sosyal yardım sistemimizi etkin şekilde işleterek geliri olmayan ve çok düşük gelirli vatandaşlarımızı sahipsiz bırakmıyoruz. Önümüzdeki dönemde bu doğrultuda atacağımız ilave adımlarımız olacak.

“SALGIN DÖNEMİNDE FEDAKÂRLIK YAPAN VATANDAŞLARIMIZIN ÜZERLERİNE DAHA FAZLA YÜK BİNMEMESİ İÇİN GEREKEN TEDBİRLERİ ALMAKTA KARARLIYIZ”

Salgın döneminde zaten fedakârlık yapan vatandaşlarımızın üzerlerine daha fazla yük binmemesi için gereken tedbirleri almakta kararlıyız. Maliyetlerdeki yükselişin ötesinde fırsatçılık yapanlara da kusura bakmasınlar göz açtırmayacağız, bu konudaki denetimleri ve müeyyideleri sıkılaştırıyoruz. Geçtiğimiz hafta Meclis’e sunduğumuz yarın Plan Bütçe Komisyonu’ndaki müzakereleri başlayacak 2022 bütçemizi de bu anlayışla hazırladık. Nice krizleri, nice sıkıntıları, nice saldırıları başarıyla geride bırakan ülkemizin bu küresel türbülansın da üstesinden geleceğine inanıyoruz. Bunun için Cumhurbaşkanı olarak, Kabine olarak, tüm yönetim olarak üzerimize düşenleri yapıyoruz, yapmayı sürdüreceğiz. Mesela bu hafta sonu Roma’da yapılacak G-20 Liderler Zirvesi’nde ve ardından Glasgow’da katılacağımız Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde hem gündemdeki konularla ilgili ülkemizin görüşlerini dile getirecek, hem de önümüzdeki fırsatları değerlendirmeye yönelik temaslarda bulunacağız.

Salgın krizinden iklim değişikliğine kadar her hususta ülkemizin küresel sistemdeki söz hakkını ve itibarlı konumunu güçlendirmek için gereken her adımı attık, atıyoruz. Aynı şekilde ülke içindeki sıkıntıları çözmek, her kesimden insanımıza rahat nefes aldırmak için de daha çok çalışacak, daha çok kaynak üretecek, daha çok politikalar geliştireceğiz.

Bugünkü Kabine gündemimizde talimatımızla ülkemizin 58 ilindeki 1585 cem evi ziyaret edilerek hazırlanan kapsamlı bir çalışmayı da görüştük. Aynı şekilde İnsan Hakları Eylem Planı’nda yer alan azınlık vakıflarının seçim usulüyle ilgili hususu da değerlendirdik. Hangi kökene, hangi inanca, hangi meşrebe sahip olursa olsun, Türkiye’nin 84 milyon vatandaşımızın her birinin meselesi bizim meselemizdir. Bu anlayışla millî birlik ve beraberliğimizi güçlendirecek her adımı geçmişte attık, bugün de atmayı sürdüreceğiz.

Özellikle sözlerime son vermeden önce salgın tehdidi tamamen ortadan kalkana kadar tedbirlere riayet etmeyi sürdürmemiz gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum. İleri yaştaki vatandaşlarımız başta olmak üzere herkese gönüllülük esasına göre ikinci ve üçüncü doz aşılarını bir an önce olmalarını tekrar hatırlatıyorum.

Ve bu vesileyle özellikle de bir taraftan malum Ankara’daki AKM’nin olduğu yeri millet bahçesi, millet parkı hâline getirdik ve buranın da açılışını inşallah yapıyoruz ve bunun için de tüm başta Ankaralılar olmak üzere bu açılışta beraberce bulunmayı arzu ediyoruz. Aynı şekilde 29 Ekim’de de İstanbul’umuzda yine AKM’nin açılışını yapacağız, tüm İstanbullular bu açılışa davetli. Gerçekten muhteşem bir eseri İstanbul’umuzda, Taksim’de orada da yine meydana getirdik, inşası bitti, ihyası aynı şekilde İstanbullularla birlikte olacak. Ve o akşamı da İstanbullularla birlikte yaşamak istiyoruz; Ankara, ardından İstanbul.

Sizleri en kalbi duygularla selamlarken Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyor, bu duygularla bir kez daha hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”

Okumaya devam edin

Dünya

Dev yatırımlar | Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eskişehir’deki toplu açılış töreninde konuştu

Haber

on

“Salgın döneminde yeniden yapılanan küresel üretim ve lojistik sisteminde ülkemizi en üst seviyeye çıkartmayı hedefliyoruz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eskişehir’de toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Ülkemize yatırım yapacak, teknoloji getirecek, ihracatımıza, istihdamımıza, büyümemize katkı sağlayacak herkese kapılarımız da, yüreğimiz de sonuna kadar açıktır. Bu anlayışla, salgın döneminde yeniden yapılanan küresel üretim ve lojistik sisteminde ülkemizi en üst seviyeye çıkartmayı hedefliyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eskişehir Vilayet Meydanı’nda gerçekleştirilen toplu açılış törenine katılarak, bir konuşma yaptı.

Yaklaşık iki yıllık bir aranın ardından bugün Eskişehirlilerle bir kez daha hasret gidermeye, hasbihal etmeye, bu vesileyle de çeşitli programlara katılmaya geldiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eskişehir’e ayak basar basmaz, önce AK Parti İl Danışma Kurulu toplantısında Eskişehir teşkilatıyla buluştuğunu, ardından Çin HAİER firmasının şehirde kurduğu beyaz eşya fabrikası ile Organize Sanayi Bölgesi’nde yapılan 52 yeni fabrika ve altyapı tesislerinin açılış törenlerine katıldığını anımsattı.

Yatırım değeri 1,6 milyar lira olan bu fabrikaların hayırlı olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, HAİER firmasının dünya markalarını bünyesine katan, küresel çapta pazar payı olan bir firma olduğunu anlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eskişehir’de kurulan fabrikada dünyanın dört bir yanına ihraç edilecek bulaşık ve kurutma makinaları üretileceğini, kurutma makinası fabrikası bugün üretime geçerken yatırımı süren bulaşık makinası fabrikasının da haziranda üretime başlayacağını bildirdi.

“ÜLKEMİZE YATIRIM YAPACAK HERKESE KAPILARIMIZ DA, YÜREĞİMİZ DE SONUNA KADAR AÇIKTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Görüldüğü gibi Türkiye, kendi firmalarının yatırım ve üretim atağı yanında küresel firmaların da üretim üssü olma yolunda hızla ilerliyor. Her zaman söylediğim gibi sermayenin milliyeti, rengi, inancı olmaz. Ülkemize yatırım yapacak, teknoloji getirecek, ihracatımıza, istihdamımıza, büyümemize katkı sağlayacak herkese kapılarımız da yüreğimiz de sonuna kadar açıktır” diye konuştu.

Bu anlayışla salgın döneminde yeniden yapılanan küresel üretim ve lojistik sisteminde Türkiye’yi en üst seviyeye çıkartmayı hedeflediklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yatırım demek, üretim demek, ihracat demek, istihdam demek, cari açığın azalması ve ülkenin kazancının artması, milletimizin zenginleşmesi demek. Bu formül Türkiye’nin kurtuluş reçetesidir. İnşallah önümüzdeki günlerde benzer daha pek çok müjdeyi milletimizle paylaşacağız. Kurulan her yeni fabrikayla, ortaya çıkan her yeni istihdamla ülkemiz hedeflerine bir adım daha yaklaşmaktadır.”

“TÜRKİYE’NİN 81 VİLAYETİNİN HER BİRİNİ YATIRIMLARLA DONATARAK, BÜYÜK VE GÜÇLÜ TÜRKİYE’NİN İNŞASINA GİDEN YOLLARI AÇTIK”

Bu noktaya kolay gelinmediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, geride kalan 19 yılda eğitimden sağlığa, güvenlikten adalete, sanayiden enerjiye, ulaştırmadan şehirciliğe kadar her alanı kapsayan yatırımlar sayesinde Türkiye’nin bu güce kavuştuğunu bildirdi.

Türkiye’nin 81 vilayetinin her birini Cumhuriyet tarihinde yapılanların tamamını beşe, 10’e katlayan yatırımlarla donatarak, büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasına giden yolları açtıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün de burada bakanlıkların, kurumların, belediyelerin tamamladığı toplam yatırım bedeli yaklaşık 3 milyar lirayı geçen 106 kalem eserin toplu açılış törenini yaptıklarını belirtti.

Eğitimde şehre kazandırdıkları üç anaokulu, yedi ilkokul, beş ortaokul ve 11 lise, fen lisesi pansiyonu, halk eğitim merkezi, Osmangazi Üniversitesi’nin fakülte binaları, 1250 yataklı ve 1500 yataklı iki ayrı yükseköğrenim yurdunun resmî açılışının da bugün yapıldığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Sağlıkta 112 Acil merkezini hizmete açıyoruz. Çevre ve şehircilikte TOKİ tarafından yapılan, kapalı otoparkı ve sosyal tesisleriyle Eskişehir Millet Bahçesi’nin, bunun yanında altyapı ve çevre düzenlemesi projelerinin resmî açılışlarını da bugün gerçekleştiriyoruz. Tarım ve ormanda ağaçlandırmadan orman işletmelerine, kadastrodan mesire yerlerine, tabiat parklarından sel kapanlarına kadar pek çok hizmetin açılışını da yine bugün yapıyoruz. Bugün burada çeşitli bakanlıklarımızın ve kurumlarımızın hizmet binalarını, tamamlanan il bank projelerini, organize sanayi bölgelerini, altyapı ve eğitim yatırımlarını, enerji ve tevsiat ve iletim hattı yatırımlarını, kalkınma ajansımızın desteklediği projeleri de aynen resmî olarak hizmete açıyoruz. Eskişehir’imizin gururu TEİ TUSAŞ Motor Sanayi hem altyapı yatırımları hem de çok önemli motor geliştirme projelerini tamamladı. Bugün bunların da resmî açılışlarını gerçekleştiriyoruz. Aynı şekilde Beylikova, İnönü ve Günyüzü belediyelerimizin ilçelerimize kazandırdığı eserlerin resmî açılışlarını da buradan yapıyoruz.”

Tüm bu eser ve hizmetlerin hayırlı olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, yatırımlarda emeği geçenleri kutladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan sonra da Eskişehir’in her karışını yeni yatırımlarla eserlerle hizmetlerle donatmaya devam edeceklerini bildirdi.

“TÜRKİYE’Yİ, SÖZÜ DİNLENEN, GELİŞMELERE YÖN VEREN ÜLKELERİ ARASINA DÂHİL ETTİK”

Her şey gibi ülkeye ve millete hizmet etmenin de nasip işi olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Rabbim bize 19 yıldır bunu nasip etti. Yıllarca tek parti faşizminin, darbelerin, iç ve dış vesayetin, terör örgütlerinin cenderesi altında enerjisi boşa harcanan, vakti heder edilen bir ülkeyi dünyanın en üst liginin eşiğine kadar hamdolsun getirdik. Türkiye’yi, gerçekleştirdiğimiz tarihimizin en büyük demokratik reformları ve kalkınma hamleleri sayesinde dünyanın en itibarlı, sözü dinlenen, gelişmelere yön veren ülkeleri arasına dâhil ettik. Bunun için hep birlikte gerçekten çok büyük bedeller ödedik. Yeri geldi vesayetin dayatmalarıyla karşı karşıya kaldık. Yeri geldi üzerimize salınan terör örgütlerinin saldırılarıyla uğraştık. Yeri geldi darbecilerin silahlarıyla burun buruna kaldık. Yeri geldi ekonomik tetikçilerle, onların tuzaklarıyla boğuştuk. Yeri geldi içeride ve dışarıda estirilen nice haksız ve adaletsiz yalan, iftira, çarpıtma rüzgârına karşı mücadele ettik. Hamdolsun Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle hepsinin de üstesinden geldik.”

Türkiye’yi, kendi çizdikleri siyasi ve ekonomik sınırların dışına çıkartmamak için ellerinden geleni yapanlara rağmen, 2023’ün, büyük ve güçlü Türkiye hedefinin eşiğinde olduklarına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sadece bununla kalmayıp, gençlere bırakacakları en büyük miras olarak gördükleri Türkiye’nin, 2053 vizyonunu da yavaş yavaş şekillendirmeye başladıklarını söyledi.

“ÜLKEMİZİ, ÖNÜMÜZE ÇIKAN HER ENGELİ BİRER BİRER AŞARAK BÜYÜTTÜK”

Bunun için vatan topraklarının her karışını yatırımlarla zenginleştirmeye, maziden atiye uzanan köprüyü güçlendirerek insanların geleceklerine umutla bakmasını sağlamaya çalıştıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Sıkıntılarımız yok mu, elbette var. Uluslararası alanda karşılaştığımız zorluklar var, iç siyasette yaşanan sorunlar var, ekonomide yaşadığımız sıkıntılar var ama biz son 19 yıldır attığımız her adımda sıkıntılarla karşılaştık. Ülkemizi, önümüze çıkan her engeli birer birer aşarak büyüttük, güçlendirdik, özgüven kazandırdık, zenginleştirdik. Eğer zorluklar karşısında pes eden bir yapıda olsaydık bu işlere hiç giremezdik. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığım ardından bizi demir parmaklıkların ardına koyanlar, bu şekilde mücadeleden vazgeçeceğimizi sandılar. 2002’de seçimi kazanıp hükûmete geldiğimizde bize, her türlü hukuk ve ahlak dışı engeli çıkartanlar da aynı hevese kapılmışlardı. Terör örgütlerinden darbecilere kadar nice şer güçler, aynı gayeyle harekete geçirildi. Tıpkı uluslararası siyasette olduğu gibi ekonomide sıkıştırılmaya çalışıldığımız tablo asla Türkiye’nin gerçek yerini ifade etmiyor. Gerçi bu oyunu kuranlar, niyetlerini gizlemeye de gerek duymuyorlar. Türkiye’yi diplomaside ve ekonomide zora sokarak, siyasi iktidarı değiştirmeyi hedeflediklerini açıkça söyleyenlerin amaçları, herhalde ülkemizin ve milletimizin menfaatlerini korumak değildir. Bu beyanlara güvenerek efelenenlerin gayesinin de ülkeye ve millete hizmet olmadığı bellidir. Ama biz nasıl 19 yıldır bu ülkeyi kimseye yem etmediysek, nasıl tüm kötü niyetlilerin heveslerini kursaklarında bıraktıysak, inşallah bu defa da aynı şeyi yapacağız.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin gönlündeki tek 2023 hesabının, büyük ve güçlü Türkiye’nin müjdecisi olan “2023 hedeflerine ulaşmak” olduğunu vurgulayarak, “Bunun dışındaki her hesap yanlıştır ve sandıktan dönmeye mahkûmdur” dedi.

Küresel ekonomideki çalkantıların yeni olmadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2008 finans krizinden beri kendini zaten hissettirdiğini, Kovid-19 salgınının bu sorunların hızla, her alanda ve tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmasına vesile olduğunu anlattı.

Bu süreçte “gelişmiş” diye tarif edilen ülkelerin aslında ne derece kırılgan siyasi, sosyal, ekonomik yapılara sahip olduklarının görüldüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Batının sömürge döneminde başlayan birinci ve ikinci dünya savaşları ile kurumsallaşan, güvenlik ve refah düzeninin gerçekte bir sırça köşkten ibaret olduğu ortaya çıktı. Türkiye gibi stratejik coğrafi konuma, kadim devlet geleneğine, sağlam tarihi ve kültürel arka plana, güçlü üretim ve insan potansiyeli altyapısına sahip ülkeler, kendilerini bu süreçten ayrıştırmayı başardı” ifadelerini kullandı.

“KÜRESEL FİYAT ARTIŞLARINI VATANDAŞLARIMIZA EN AZ SEVİYEDE YANSITTIK”

Dünya ekonomisindeki bozulmanın, enerjiden lojistiğe, hammaddeden stratejik ürünlere kadar pek çok alanda aşırı fiyat yükselişlerine yol açtığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Ekonomisi dünya ile bütünleşmiş, petrol başta olmak üzere sanayisinde kullandığı ürünlerin çoğunu dışarıdan alan bir ülke olarak, bu fiyat artışlarından biz de etkilendik. Özellikle enerjide önemli bir bölümünü devlet olarak kendimiz üstlenerek küresel fiyat artışlarını vatandaşlarımıza en az seviyede yansıttık. Bunun bile özellikle insanımıza yaşattığı sıkıntıların farkındayız. Yatırımları teşvik edecek, üretimi artıracak, istihdamı güçlendirecek, ihracatı teşvik edecek bir ekonomi politikasıyla bu küresel krizi ülkemiz için tarihi bir fırsata dönüştürmek istiyoruz. Türkiye’yi faiz, kur, enflasyon kıskacından kurtarmanın yolunun ülkemizi işte bu dört ayak üzerinde yükseltmekten geçtiğine inanıyoruz. Yaşadığımız sıkıntılar geçicidir ama emin olun elde edeceğimiz kazançlar nesiller boyu devam edecektir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerine muhalefet edenlerin ülkenin geçmişinde en küçük bir eserlerinin bulunmadığını, tam tersine yaşanan nice acıların müsebbipleri olduğunun unutulmaması gerektiğini belirterek, “Geçmişte inşa edilen her baraja, her köprüye, her yola, her havalimanına, her tünele bütün bunlara karşı çıkanların ülkeyi kalkındırmak, milleti refaha kavuşturmak diye bir derdi olabilir mi?” dedi.

Alandakilere “Eskişehir’deki mevcut suyu içebiliyor musunuz?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir büyükşehir belediyesinin görevi nedir? Vatandaşına tertemiz, pırıl pırıl su içirmektir. Eskişehir’de var mı böyle bir şey?” dedi. Vatandaşlardan “hayır” cevabını alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öyleyse dikkatli olacağız. 2024’e iyi hazırlanacağız” ifadelerini kullandı.

Dünyanın yükselen kıtası olarak kabul edilen Afrika’da ülkenin siyasi ve ekonomik olarak hak ettiği yeri alması için gece gündüz çalıştıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, dört Afrika ülkesini ziyaret ettiğini anımsattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin aynı konudaki vizyonunun ise seyahat ettikleri uçağın yakıt parasını hesaplamaktan öteye geçemediğini dile getirerek “Neymiş? İktidar olurlarsa, dostlar alışverişte görsün, devletin uçaklarını satacaklarmış. Ya zaten sizin işiniz, gücünüz bu. Siz ülkeye bir şey kazandırmakla uğraşmıyorsunuz, bu devletin neyi var, neyi yok, bunları nasıl bir an önce elimizden satar, çıkarırız bununla uğraşıyorsunuz” dedi.

Kendilerinin altyapı, üstyapı yatırımlarıyla ülkeyi nasıl ayağa kaldırmakla uğraştıklarını, muhalefetin ise “Biz gelince bu uçakları satacağız” dediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerinin uçak almaya devam edeceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerinin Türkiye’nin Afrika kıtasıyla olan ekonomik potansiyelini 25 milyar dolardan 50 milyar dolara çıkarmak için ter dökerken, onların kendi kinleri ve nefretleri içinde debelenip durduklarını ifade etti.

Dünyanın en büyük projelerinin Türkiye’de inşa edildiği bir dönemde muhalefetin ülkeyi ölmüş, bitmiş göstermek için bin dereden su getirdiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz ise onların ülkeyi kötülemek için su getirdikleri o derelere kurduğumuz projelerle, barajlarla, elektrik santralleriyle, bentlerle milletimize hizmet götürüyoruz. Farkımız bu” dedi.

“Bunların tek gayesi dışarıdan kulaklarına üflenen sufleleri tekrarlayarak, ülkenin ve milletin hayrı için yapılan her işe engel olmak, takoz koymak, izlenen her politikayı zayıflatmaktır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Öyle ki sırf bizi engellemek için terör örgütleri ile birlikte de yol yürürler. Darbecilerin yanlarında da dururlar, ülke ve millet düşmanlarının dümen suyuna da girerler. Bunlar terörist Selo ile beraber oldu. Bunlar da ar yok. Yasin Börü’yü öldüren Selo değil miydi? Bütün oradaki vatandaşları sokağa döken Selo değil miydi? Şimdi kalktılar, onu içeriden nasıl çıkarırız, bunun gayreti içerisindeler. Yargı ne diyorsa o. Çıkaramayacaksınız. İşte Selo’nun eşi televizyon programına çıkıyor. Ben diyor çocuklarımla masumane oturuyorum. Peki, senin çocukların masumane de o şu anda toprağın altında öldürülmüş olan o bizim günahsız vatandaşlarımızın geride bıraktıkları yavruları, Yasin Börü’nün geride bıraktığı ailesi onlar ne? Onlar masum değil mi? Onlar şu anda anneleri ile beraber masumane yaşıyorlar. Onları nereye koyacaksın? Sen anasın da Yasin’in anası ana değil mi?”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Öbür tarafta, yatıyorlar, kalkıyor, Kavala, Kavala. ‘Kavala’ dediğin Soros’un Türkiye şubesi. 10 tane büyükelçi onun için Dışişleri Bakanlığına geliyor. Bu ne terbiyesizliktir? Siz burayı ne zannediyorsunuz? Burası Türkiye, Türkiye. Burası öyle zannettiğiniz gibi bir kabile devleti değil. Burası Türkiye, anlı şanlı Türkiye. Burada kalkıp Dışişleri Bakanlığı’na gelip talimat verme gibi bir yola giremezsiniz. Gerekli talimatı ben de Dışişleri Bakanımıza verdim. Ne yapması gerektiğini söyledim. ‘Bu 10 tane büyükelçi bunların bir an önce istenmeyen adam ilan edilmelerini hemen halledeceksiniz’ dedim. Zira bunlar, Türkiye’yi tanıyacaklar, anlayacaklar, bilecekler, bilmedikleri, anlamadıkları gün burayı terk edecekler.”

Ülkenin derdiyle dertlenmeyince, milletle aynı istikamete bakmayınca, gelecek nesillere karşı sorumluluk hissetmeyince ve omurga olmayınca her yöne dönmenin kolay olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “İşte Bay Kemal bunlarla beraber değil mi? Bay Kemal ‘Selo aşağı, Selo yukarı’ diyor. Çünkü beraber yürüyorlar, beraber yatıp kalkıyorlar. Bay Kemal, bak bizi iyi tanı. Biz senin oturup kalktığın yerde değil milletimizle oturur, kalkarız ve milletimize yan bakanla da en ufak bir dostluğumuz olmaz. Çünkü biz ne diyoruz, hamdolsun biz bugüne kadar nasıl dimdik durduysak bundan sonra da aynı şekilde mücadelemize devam edeceğiz. Her vakit olduğu gibi bugün de milletimizin eğriyi de doğruyu da gören haklıya hakkını teslim eden haksıza dersini veren irfanına güveniyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eskişehir’den başlayarak 81 vilayetin tamamında insanlara bu hakikatleri anlatmak için gece gündüz çalıştıklarını ve çalışmaya devam edeceklerini belirterek “Türkiye’nin 2023 imtihanını da başarıyla verdiğinde Allah’ın izniyle gerçekten 21. yüzyılın parlayan yıldızı olacağından zerre kadar şüphe duymuyoruz. Bunun için de üzerimize ne düşerse yapacağız” dedi.

“Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz” atasözünü anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkeye bugüne kadar kazandırdıkları eser ve hizmetlere güvenerek, millete mutlu, müreffeh, güzel bir gelecek vadettiklerini bildirdi. “Muhalefetin avara kasnak gibi aynı yalanları, iftiraları, hezeyanları döndürüp dolaştırıp tekrarlamasının 84 milyonun tek bir ferdine bile en küçük bir faydası yok” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 81 vilayetin her birine kazandırdıkları eser ve hizmetlerin ise her bir insanın günlük hayatında somut karşılığının olduğunu dile getirdi.

ESKİŞEHİR’DE GERÇEKLEŞTİRİLEN YATIRIMLAR

Son 19 yılda Eskişehir’e yaptıkları yatırımlara değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu bilgileri verdi: “Biz, Eskişehir’e neler yaptık, burada belediye neler yaptı? Var mı bir şey? Eskişehir’e bugüne kadar 30 milyar liralık yatırım yaptık. Eğitimde 3 bin 38 yeni derslik inşa ettik, şehrimizdeki üçüncü yükseköğretim kurumu olan Eskişehir Teknik Üniversitesi’ni kurduk. Gençlik ve sporda 5 bin 896 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurt binalarını açtık. Aralarında 33 bin seyirci kapasiteli stadyumun da bulunduğu 31 spor tesisini Eskişehir’imize kazandırdık. Sosyal yardımlarda Eskişehirli ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza toplam 1,3 milyar liralık kaynak aktardık. Sağlıkta yedisi hastaneden oluşan toplam 23 sağlık tesisi inşa ettik. İnşa ettiğimiz 1081 yataklı şehir hastanemiz, nasıl memnun musunuz? Biz buyuz. 600 yataklı Yunus Emre Eğitim ve Araştırma Hastanemiz, memnun musunuz? Eskişehirli kardeşlerimize insan odaklı sağlık hizmeti anlayışımızı layıkıyla sunuyoruz.”

Sivrihisar Hastanesinin ek binasıyla birlikte dört sağlık tesisinin inşası, 12 sağlık tesisinin ise plan, proje ve ihale süreci devam ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çevre ve şehircilikte 9 bin 358 konutu tamamladık, 594 konutun sosyal donatı alanlarıyla birlikte inşasına devam ediyoruz. Dar gelirli vatandaşlarımızı ev sahibi yapmak için Odunpazarı ilçemizde 2 bin 450 konut üretimi için proje çalışmalarını bitirdik. Önümüzdeki günlerde ihalesini yaparak, inşasına başlıyoruz” dedi.

Eskişehir’de bina stokunun tamamını tarayıp, riskli binaları tespit ettiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu kapsamda yaptığımız, riskli yapı tespitinin ardından 10 bin 94 bağımsız birimin yıkımını gerçekleştirdik. Kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında kira yardımları, kamulaştırma ve proje uygulamaları için 80 milyon lira destek sağladık. Şehrimizde üç millet bahçesi projemiz bulunuyor. Eski stadın yerine inşa ettiğimiz millet bahçemizin yapımını tamamladık” diye konuştu.

Beylikova ilçesinde yapımı süren millet bahçesini yüzde 90 seviyesinde bitirdiklerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Odunpazarı Millet Bahçemizde yer seçimini bitirdik, yapımına yakında başlıyoruz. Ulaştırmada 90 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu 227 kilometre ilaveyle toplamda 317 kilometreye çıkardık. İnşası süren Eskişehir-Alpu-Mihalıççık yolunu 2 yıla, Eskişehir-Sarıcakaya yolunu ise 3 yıla kadar tamamlıyoruz. Önce Ankara ile sonra Konya, İstanbul, Bilecik, Sakarya ve Kocaeli ile yüksek hızlı tren ulaşımını başlattık.

Eskişehir 1. Ana Jet Üssü’ne bir iltisak hattı yapmak için çalışmalara başladık. Raylı sistemlerde adeta bir üretim merkezi haline gelen Eskişehir’de millî, elektrikli ana hat lokomotif imalatı projesini hayata geçiriyoruz. Üretim aşamalarının önemli bir kısmı başlayan bu projeyle ülkemizin elektrikli lokomotif imalatında dışarıya bağımlılığını büyük ölçüde azaltmayı hedefliyoruz.”

Bir başka projelerinin de raylı taşıtlarda kullanılan yeni nesil sekiz silindirli dizel motor üretimini Eskişehir’de başlatmak olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Lisansı ülkemize ait özgün bu motorun üretimiyle inşallah lokomotif, enerji sektörü ve marina motor ihtiyaçlarını kendimiz karşılayabileceğiz” dedi.

“ESKİŞEHİR’İ DAHA BÜYÜK YATIRIMLARLA KALKINDIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Tarım ve ormanda Eskişehir’e dokuz baraj ve 11 gölet kazandırdıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 19 yılda inşa ettikleri 26 sulama tesisiyle, Eskişehir’de 105 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtıklarını, inşaat safhasında olan 14 sulama tesisi ile toplam 70 bin dekar araziyi daha suyla buluşturacaklarını söyledi.

Eskişehirli çiftçilere 2,3 milyar lira tutarında tarımsal destek verdiklerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Sanayide 20 AR-GE merkezi ve 5 tasarım merkezi kurduk. Üretimi ve istihdamı desteklemek için 2,6 milyar lira tutarında prim desteği verdik. Enerjide bugüne kadar Alpu, Beylikova, Çifteler, İnönü, Mahmudiye, Mihalıççık ve Sivrihisar’ı doğalgazla buluşturduk. Yakında Sarıcakaya’ya ve Mihalgazi’ye de doğal gazı götürüyoruz. Görüldüğü gibi şehrimize, özetin özeti bile anlatmakla bitmeyecek eserler ve hizmetler kazandırdık. İnşallah bundan sonra Eskişehir’i daha büyük yatırımlarla geliştirmeye, kalkındırmaya devam edeceğiz. Gerek buraya gelmeden önce açılışını yaptığımız fabrikaların gerekse burada resmî açılışlarını gerçekleştirdiğimiz eser ve hizmetlerin şehrimize, ülkemize bir kez daha milletimize hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum. Bu eserlerin Eskişehir’e kazandırılmasında emeği geçenleri tekrar tebrik ediyorum. Şimdi 2023’e kadar ne yapacağız? Çalışacak mıyız? Evet. Durmak yok, yola devam diyor muyuz? Var olun.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmanın ardından beraberindekilerle kurdele keserek yapımı tamamlanan eserlerin toplu açılışını gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eskişehir Valiliği’ni ziyaret ederek, valilik özel defterini imzaladı ve Eskişehir Valisi Erol Ayyıldız’dan kentte yürütülen faaliyetlere ilişkin bilgi aldı.

Okumaya devam edin
Reklamlar
Dünya3 dakika önce

Yelken’de rüzgar değişmedi. Özlem Akdurak ile yola devam.

Dünya2 saat önce

“Bizim niyetimiz asla kriz çıkarmak değil, ülkemizin çıkarlarını ve egemenlik haklarını korumaktır”

Dünya17 saat önce

Dev yatırımlar | Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eskişehir’deki toplu açılış töreninde konuştu

Dünya18 saat önce

“Türkiye’ye yatırım yapan, Türkiye’nin aydınlık geleceğine güvenen herkes kazanmaya devam edecektir”

Dünya18 saat önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olma hedefimize ulaşacağız

Dünya19 saat önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eskişehir’de “Kadınlarla Büyük Türkiye Yolunda” programına katıldı

Dünya22 saat önce

BİLARDO Federasyonu’nda Başkan değişmedi.

Dünya2 gün önce

TRİATLON FEDERASYONU’nda Başkan yeniden Bayram YALÇINKAYA.

Dünya2 gün önce

HAK-İŞ GENİŞLETİLMİŞ BAŞKANLAR KURULU BAKAN VEDAT BİLGİN’İN KATILIMIYLA TOPLANDI

Dünya4 gün önce

“Afrika’da kapısı çalınmadık dost, yarası sarılmadık gönül, iş birliği yapılmadık ülke bırakmıyoruz”

Dünya4 gün önce

Emine Erdoğan “Türkiye-Afrika Kadın Liderlik Diyaloğu Paneli”ne katıldı

Dünya4 gün önce

ULAŞTIRMA BAKANI KARAİSMAİLOĞLU, PTT’NİN 181. YAŞINI SİRKECİ TARİHİ BÜYÜK POSTANESİ’NDE KUTLADI

Dünya4 gün önce

HAK-İŞ BAŞKANLAR KURULU BAKAN SÜLEYMAN SOYLU’NUN KATILIMIYLA TOPLANDI

Dünya5 gün önce

Modern Pentatlon FEDERASYONU Başkanlığına VELİ Ozan ÇAKIR yeniden seçildi.

Dünya5 gün önce

Emine Erdoğan, Nijerya’da Abuja Yunus Emre Kültür Merkezi’nin açılışına katıldı

Dünya5 gün önce

“Nijerya’nın Afrika kıtasında barışın, istikrarın ve ekonomik kalkınmanın tesisi yönünde gösterdiği çabalar takdire şayandır”

Dünya6 gün önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nijerya Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda

Dünya6 gün önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan; Togo, Burkina Faso ve Liberya Devlet Başkanlarıyla bir araya geldi

Dünya6 gün önce

“Togo ile siyasi, ekonomik, ticari ve askerî alanlarda iş birliğimizi ilerletme arzusundayız”

Dünya7 gün önce

Emine Erdoğan, Togo’da Türkiye Maarif Vakfı Eğitim Kampüsü’nün açılışına katıldı

Dünya7 gün önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Togo Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda

Dünya7 gün önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan Togo’da

Dünya7 gün önce

Özdemir Bayraktar son yolculuğuna uğurlandı

Dünya7 gün önce

Emine Erdoğan, Angola’nın başkenti Luanda’da Rangel Kadın Mesleki Eğitim Merkezi’ni ziyaret etti

Dünya1 hafta önce

“Afrika kıtasıyla yakın iş birliğimize büyük önem ve anlam atfediyoruz”

Dünya1 hafta önce

“Türkiye olarak kalkınma yolculuğunda dost Angola’nın yanında olmayı sürdüreceğiz”

Dünya1 hafta önce

“Türkiye ve Angola enerji konusunda ciddi iş birliği imkânlarına sahiptir”

Dünya1 hafta önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Angola Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda

Dünya1 hafta önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan Angola’da

Dünya1 hafta önce

“Afrika kıtasıyla ilişkilerimizi ‘kazan-kazan ve eşit ortaklık temelinde’ ilerletmek istiyoruz”

Dünya1 hafta önce

CİMNASTİK Federasyonu DELEGELERİ BAŞKAN SUAT ÇELEN’le devam dedi.

Dünya1 hafta önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Şansölyesi Merkel ile ortak basın toplantısı düzenledi

Dünya1 hafta önce

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem KASAPOĞLU, Afrika’daki büyükelçilik sayısını 49’a çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

Dünya2 sene önce

İyi ki varsın Emel USLU ATİK ;

Dünya2 sene önce

Metin Aslım : İş ve Cemiyet Hayatının Sevilen Siması

Dünya2 sene önce

İyi ki varsın Demet PEKER;

Dünya1 sene önce

İyi ki varsın Nalan ÖZKAN

Dünya2 sene önce

“TÜRKİYE İLE JAPONYA ARASINDAKİ DOSTLUK VE YAKIN İŞ BİRLİĞİ TAKDİRLE KARŞILANIYOR”

Dünya7 ay önce

İyi ki varsın Buse ALUÇ

Dünya10 ay önce

Türkiye’nin Genç Patronları ; Ebru ÖZDEMİR

Dünya1 sene önce

ASTOP, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş’e “Üstün Hizmet ve Başarı Beratı” verdi.

Dünya1 sene önce

İyi ki varsın Açelya ELMAS

Dünya6 ay önce

İyi ki varsın Meliha KARAMAN

Dünya10 ay önce

İyi ki varsın Sibel GÖZÜYUKARI

Gündem2 sene önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu

Dünya7 ay önce

İyi ki varsın Ayşegül ABACI

Dünya2 sene önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan,“Ticarette korumacılığın artması, serbest ticaretin sekteye uğraması endişe vericidir”

Dünya2 sene önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan,“G-20 platformu, küresel meselelerin çözümünde daha etkin ve güçlü bir mecra olmalı”

Dünya8 ay önce

İyi ki varsın Burcu KARADAĞ

Dünya8 ay önce

Emel Uslu ATİK’le ZİRVE YOLUNDA

Dünya2 sene önce

“TÜRKİYE İLE JAPONYA ARASINDAKİ İŞ BİRLİĞİNİN DEĞERİ DAHA DA YÜKSELMİŞTİR”

Dünya7 ay önce

İyi ki varsın Filiz AKKAŞ

Dünya2 sene önce

“TÜRKİYE VE JAPONYA’NIN DOSTLUĞU; KÖKLÜ, DERİN VE SAMİMİ”

Dünya10 ay önce

İyi ki varsın Filiz YILDIRIM

Dünya1 sene önce

İyi ki varsın Gül ALCANSOY;

Dünya1 sene önce

İyi ki varsın Beril ÇAVUŞOĞLU

Dünya10 ay önce

Dev yatırımlar | Cumhurbaşkanı Erdoğan, ETİ Maden Lityum Üretim Tesisi Açılış Töreni’nde konuştu

Dünya2 sene önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kyoto’da Ara Güler Fotoğraf Sergisi’ni açtı

Dünya8 ay önce

ULUSLARARASI GİRİŞİMCİLİK VE İNOVASYON ZİRVESİ İSTANBUL’DA GERÇEKLEŞTİ

Dünya1 sene önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ahlat Selçuklu Mezarlığı’nı ziyaret etti

Tekne Firmaları Türkiye8 ay önce

İkinci El Tekne ve Yat Firmaları | İSTANBUL | Tekne Tüccarı

Dünya12 ay önce

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu,: Sporun güzel yönüyle yarınlara yürümeye devam edeceğiz

Dünya2 sene önce

“Türkiye’nin haklarını sonuna kadar savunacağız”

Dünya1 sene önce

İyi ki varsın Ali Nihat GÖKYİĞİT

Kiralık Yelkenli2 sene önce

Setmarine yachts |Çeşme Kiralık Yelkenli

Gündem11 ay önce

Gazete ve Dergi Sektöründe Lider Haber Yazılımı

Reklamlar

GAZETE VE DERGİ SEKTÖRÜNDE LİDER HABER YAZILIMI | WEBX TÜRKİYE

Son Dakika Haber