Connect with us

Gündem

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ramazan ayı boyunca uyguladığımız tedbirler sayesinde salgını yeniden büyük ölçüde kontrol altına aldık

Haber

on

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı ardından yaptığı açıklamada, “İnsanımızın sağlığını her şeyin önüne koymak, milletimizin bize verdiği sorumluluğun en başta gelen şartıdır. Ramazan ayı boyunca uyguladığımız kısmi ve tam kapanma tedbirleri sayesinde hamdolsun salgını yeniden büyük ölçüde kontrol altına aldık” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.

“SALGINA KARŞI VERDİĞİMİZ MÜCADELENİN TEK AMACI 84 MİLYON İNSANIMIZIN HER BİRİNİN SAĞLIĞINI KORUMAKTIR”

Toplantıda ele alınan konulara dair açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Aziz milletim, değerli basın mensupları; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Milletimin ve tüm İslam âleminin geride bıraktığımız Ramazan Bayramı’nı bir kez daha tebrik ediyorum. Rabbimden bizleri başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan nice Ramazan-ı Şeriflere ulaştırmasını niyaz ediyorum. Vatandaşlarımın her birinin bayramı sağlık, afiyet ve huzur içinde geçirdiğini ümit ediyorum.

Salgın sebebiyle gönlümüzce bir bayram idrak edemediğimiz açıktır. Dünyanın tamamıyla birlikte ülkemizi de âdeta esir alan salgın musibetine karşı verdiğimiz mücadelenin tek amacı; 84 milyon insanımızın her birinin sağlığını korumak, geleceği güvence altına almaktır. Vefat sayısının 45 bine dayandığı, on binlerce insanımızın yoğun bakımlarda sıkıntılı günler geçirdiği, yüz binlerce insanımızın hastanelerde tedavi gördüğü 5 milyon 100 bini insanımızın bu illete maruz kaldığı bir ortamda başka türlü hareket edebilmemiz mümkün değildir. İnsanımızın sağlığını her şeyin önüne koymak, milletimizin bize verdiği sorumluluğun en başta gelen şartıdır. Ramazan ayı boyunca uyguladığımız kısmi ve tam kapanma tedbirleri sayesinde hamdolsun salgını yeniden büyük ölçüde kontrol altına aldık. Kademeli normalleşme takviminin ilk etabını oluşturan Mayıs ayının kalan günleriyle ilgili uygulama esaslarını İçişleri Bakanlığımız kamuoyuna duyurdu.

Buna göre sokağa çıkma kısıtlamasını hafta içi saat 21.00 ile sabah 05.00 saatleri arasında sürdüreceğiz. Hafta sonları ise Mayıs ayı sonuna kadar sokağa çıkma kısıtlaması devam edecek. Şehirlerarası seyahatler sokağa çıkma kısıtlaması olmayan saatlerde serbestçe yapılabilecek, diğer saatlerdeki yine izne tabi olacaktır. Anaokulları ve kreşler açılacak, diğer eğitim-öğretim kademeleriyle ilgili süreç daha sonra belirlenecektir.

“SALGININ ÜSTESİNDEN ANCAK HEP BİRLİKTE HAREKET EDERSEK GELEBİLİRİZ”

Ayrıntıları yayınlanan genelgede yer alan bu hususların “TMM” diye ifade ettiğimiz temizlik, maske ve mesafe kurallarına uygun şekilde hayata geçirilmesini istiyoruz. Kabine Toplantımızda 1 Haziran’dan itibaren başlayacak kademeli normalleşme takviminin ikinci etabını da ayrıntılı şekilde görüştük, istişare ettik. Önümüzdeki günlerde gelişmelere göre bu konudaki uygulama esaslarını milletimizle paylaşacağız.

Ay sonuna kadar olan süreçte vaka sayılarını daha da aşağılara çekmek için milletimizin kademeli normalleşme döneminin tedbirlerine hassasiyetle uyumunu özellikle rica ediyorum.

Aşı faaliyetlerine tedarik programının el verdiği ölçüde hız veriyoruz. Öğretmenler başta olmak üzere riskli grupların tamamının bir an önce aşılanmasını sağlamaya çalışıyoruz. Unutmayınız, salgının üstesinden ancak hep birlikte hareket edersek gelebiliriz. Belirlenen tedbirler, hayata geçirilen uygulamalar insanlarımıza eziyet olsun diye değil bu sancılı, sıkıntılı, maliyetli dönemi bir an önce geride bırakmak için milletimizin önüne konmaktadır. Bu konuda zamanında ve etkin tedbirleri almayan ülkelerin daha sonra nasıl ağır bedeller ödediğini sizler de görüyorsunuz. Türkiye böyle bir bedel ödemeden süreci yönetebildiyse bunu vakitlice aldığımız tedbirlere ve milletimizin ortaya koyduğu dirayete borçluyuz.

“BUNDAN SONRA ESKİSİ KADAR KAPSAMLI VE KISITLAYICI TEDBİRLERE İHTİYAÇ OLMAYACAĞINI ÜMİT EDİYORUZ”

Salgının süresi uzadıkça tahammüllerin azaldığını, sabırların tükendiğini biliyoruz. İnşallah en zorunu geride bıraktık. Bundan sonra eskisi kadar kapsamlı ve kısıtlayıcı tedbirlere ihtiyaç olmayacağını ümit ediyoruz. Ama bir müddet daha dikkatli ve ihtiyatlı gitmek mecburiyetinde olduğumuzu da kabul etmek mecburiyetindeyiz. Bu vesileyle salgının başından beri gösterdikleri gayret için sağlık çalışanlarımıza mülki idare, Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımıza, vefa gruplarımızda görev alan kamu personeline, süreçte görev alan herkese şahsım, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.

Devlet ve hükûmet olarak salgın döneminde ortaya koyduğumuz samimi ve fedakâr gayretin şahidi, bizatihi milletimizin ta kendisidir. Bununla birlikte salgın artıp vaka ve vefat sayıları yükseldiğinde niye tedbir almıyorsunuz diye ortalığı velveleye verirken, tedbirler uygulanırken niye insanların hayatını bu kadar sınırlıyorsunuz edasıyla ortaya çıkanlar olduğunu da görüyoruz.

Bu zihniyetin yaptığı her şeyden önce insanımızın sağlığına, canına, hayatına, geleceğine, salgınla mücadelede görev üstlenen herkese saygısızlıktır. Hiçbir sorumluluk üstlenmeyip, elini asla taşın altına koymayıp, sadece klavye ve ekran silahşörlüğü ile ortada gezenlerin asıl niyetlerinin ve hesaplarının farkındayız. Bunun için de biz sadece milletimize bakıyoruz.

Sadece milletimizin hakkını, hukukunu, sağlığını, aşını, işini korumanın mücadelesini veriyoruz. Gerisi lafügüzaftır. Gerisi teneke gürültüsüdür, gerisi kifayetsiz muhterislerin salgından çıkar devşirme gayretidir. Hamdolsun milletimiz de bizim ne yaptığımızı, niçin yaptığımızı, neyi amaçladığımızı gayet iyi biliyor.

Buradan bir kez daha salgının başladığı günden bu yana yaptığı fedakârlıklar için milletimin her bir ferdine en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bugünleri geride bıraktığımızda inşallah her şeyin çok daha güzel olacağı bir geleceğin bizi beklediğini göreceğiz.

“SALGIN DÖNEMİNDE DÜNYADA BÜYÜMEYE DEVAM EDEBİLEN NADİR EKONOMİLERDEN BİRİ OLDUK”

Aziz milletim; attığımız her adımda insanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışıyla insanımızın hem sağlığını hem de işini ve aşını korumanın mücadelesini verdik. Salgınla mücadele ederken sağlık ve güvenlik hizmetlerinde olduğu gibi sanayi ve tarım üretiminde, lojistikte, ihracatta en küçük bir aksamaya yol açmamak için de çalıştık. Bu sayede salgın döneminde dünyada büyümeye devam edebilen nadir ekonomilerden biri olduk. Kısıtlamalardan etkilenen sektörlere maaş, kira ve gelir desteği, vergi ve prim ödemeleri, hatta ötelemelerini de yaptık. Vergi ve primle ilgili attığımız bu adımların yanında kredi kolaylıkları ve taksit ertelemeleri gibi her türlü kolaylığı gösterdik.

Ülkemizin önemli istihdam ve gelir kaynaklarından olan turizm sektörümüzü ayakta tutmak için ayrıca çalıştık, çabaladık. Her kesimden ihtiyaç sahibi vatandaşımıza çeşitli kalemlerde hibe ödemeleri yaptık. Sadece merkezi yönetim bütçesinden yaptığımız harcamalar şimdiden 79 milyar liraya ulaştı. Bu rakam yılsonunda 104 milyar lirayı bulacak. Bu çerçevede ilaç, tıbbi malzeme, sağlık personeline ek ödeme, tarım üreticilerine sübvansiyonlu kredi desteği temin ettik.

“SALGININ BAŞLADIĞI GÜNDEN BU YANA TOPLAMDA 661 MİLYAR LİRALIK BİR KAYNAĞI İNSANIMIZIN EMRİNE VERDİK”

Şimdi bir başka müjdeye daha geliyorum. Yaklaşık 645 bin emeklimizin maaşını bin 500 liraya çıkardık. Tabii bu süreç içerisinde dezenformasyon yapmıyorlar mı? Bazı konvansiyonel medyada, görsel medyada bu tür maalesef dezenformasyon yapanları da görüyoruz. Bunlarda haya, edep, böyle bir şey söz konusu değil. Bakın ben rakam veriyorum.

Esnafımıza verdiğimiz ciro ve kira desteğinden 1 milyon 200 bin vatandaşımız yararlandı. Vergi indirimleriyle, yani devletin 26 milyar lirayı bulan alacağından vazgeçerek pek çok sektöre destek olduk. Kısa çalışma ödeneğinden 3 milyon 768 bin, işsizlik ödeneğinden 1 milyonun üzerinde, nakdi ücret desteğinden de 2 milyon 806 bin vatandaşımız faydalanmıştır. Bu desteklerin tutarı şimdiden 55 milyar lirayı bulmuştur. Haziran sonu itibariyle de 67 milyar liraya ulaşacaktır. Sosyal destek programlarıyla 5 milyonun üzerinde haneye çeşitli defalar doğrudan nakit yardımı yaptık. Merkezi yönetim bütçesiyle birlikte tüm bu nakdi ödemelerin tutarı şimdiden –bu rakama lütfen dikkat edin- 134 milyar lira olarak gerçekleşirken, bu rakam Haziran sonu da 181 milyar lirayı bulacaktır.

Bankacılık sektörümüzün esnaflarımıza, KOBİ’lerimize, ihracatçılarımıza ve vatandaşlarımıza verdikleri kredileri Kredi Garanti Fonu vasıtasıyla kolaylaştırdık. Bugüne kadar 400 bine yakın firmanın, 8 milyon vatandaşımızın ve 848 bin esnafımızın faydalandığı uygun maliyetli bu kredilerin toplamı 315 milyar lirayı aşmıştır.

Ayrıca, Tarım Kredi Kooperatiflerinin, esnafların, mükelleflerin vergi ve sigorta primi ertelemeleri ve borç yeniden yapılandırmalarıyla her kesimden insanımızı rahatlattık. Bugüne kadar 206 milyar lirayı bulan borç ertelemelerinin tutarı yılsonunda 219 milyar liraya ulaşacaktır. Böylece salgının başladığı günden bu yana toplamda 661 milyar liralık bir kaynağı insanımızın emrine vermiş olduk.

“HİBE PROGRAMIYLA SALGIN TEDBİRLERİ SEBEBİYLE İŞLERİNE ARA VERMEK MECBURİYETİNDE KALAN ESNAFLARIMIZA İKİ GRUP HÂLİNDE DESTEK OLMAYI AMAÇLIYORUZ”

Şimdi esnaflarımıza yönelik yeni bir destek programının müjdesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu hibe programıyla salgın tedbirleri sebebiyle işlerine ara vermek mecburiyetinde kalan esnaflarımıza iki grup hâlinde destek olmayı amaçlıyoruz.

Birinci grupta; kahvehane, kafe, çay bahçesi gibi yerler ile okul ve personel servisleri, düğün salonları, öğrenci yurtları, kantinler, kırtasiyeler, internet kafeler, hamamlar, lunaparklar gibi işletmeler yer almaktadır. Sayıları toplamda 235 bine ulaşan bu işletmelere bir defaya mahsus 5 bin liralık hibe ödemeleri yapacağız.

Destek vereceğimiz ikinci grupta ise bakım, onarım, tamirat, kaporta işleriyle uğraşanlar, seyyar satıcılar, sıhhi teçhizatçılar, hırdavatçılar, müzisyenler, oto yıkamacıları, kuru temizlemeciler, oyuncak, kozmetik ve hediyelik eşya satıcıları, camcılar, çilingirler, bakırcılar, kalaycılar, ayakkabıcılar, tuhafiyeciler, zücaciyeciler, kurs işletmecileri yer almaktadır. Bu gruba daha önceki destek ödemelerinden yararlanan lokantalar, pastaneler, dondurmacılar, terziler, berberler, taksici, minibüsçü ve otobüsçüler ile pazarcılar da dahildir. Toplamda 1 milyon 150 bini aşkın işletmemizi kapsayan bu gruptaki vatandaşlarımıza bir defaya mahsus 3 bin lira hibe ödemesi vereceğiz.

Böylece iki ayrı grup hâlinde 1 milyon 384 binden fazla esnaf ve sanatkârımıza 4 milyar 622 milyon liralık bir kaynağı karşılıksız olarak veriyoruz. Ayrıca salgından etkilenen tüccar, sanayici ve büyük şirketler için de nefes kredisi adı altında kolaylık sağlayacak yeni bir adım atıyoruz. Detayları Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından açıklanacak bu destek programlarının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

“ÇİFTÇİLERİMİZDEN TEK İSTEĞİMİZ BİR KARIŞ TOPRAĞI DAHİ BOŞ BIRAKMADAN EKMELERİ, BİÇMELERİ, ÜRETMELERİDİR”

Bugün çiftçilerimize de müjdelerimiz var. Bilindiği gibi Ramazan ayı boyunca 180 bin ton patates ve kuru soğanı üreticiden alarak ihtiyaç sahibi ailelere dağıttık. Ayrıca üreticilerimizin elinde bulunan çeltiğin 15 bin tonunu da fiyatı yeniden belirleyerek Toprak Mahsulleri Ofisi stoklarına dâhil ettik.

Bu yıl dünyada ve ülkemizin bazı bölgelerinde yaşanan kuraklık sebebiyle bazı ürünlerin rekoltelerinde nispeten azalma olacağı anlaşılmaktadır. Mevcut stoklarımız ve yeni mahsul ile birlikte hububat ve bakliyatta ülkemizin kendi ihtiyacını karşılama konusunda herhangi bir sıkıntısı olmayacaktır.

Kuraklıktan zarar gördüğü belirlenen çiftçilerimizin Ziraat Bankasına veya Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları da ertelenecektir. Üretim maliyetleri ile iç ve dış piyasalardaki gelişmeleri de dikkate alarak belirlediğimiz 2021 yılı alım fiyatları ise şu şekildedir: Toprak Mahsulleri Ofisinin geçen yıl ton başına bin 650 lira olan sert ekmeklik buğday alım fiyatını 2 bin 250 liraya. Geçen yıl ton başına bin 275 lira olan arpa alım fiyatını da bin 750 liraya yükseltiyoruz. Bakliyat alım fiyatlarımız ise ton başına kırmızı mercimekte 5 bin lira, yeşil mercimekte 4 bin 150 lira, nohutta ise 4 bin 50 lira olarak belirlenmiştir.

Ayrıca ortalama verimler dikkate alınarak ton başına hububatta 275 lirayı, bakliyatta ise 910 lirayı bulan prim ve destekler verilerek üreticilerimizin giderlerine katkı sağlanacaktır. Açıkladığımız alım fiyatları diğer kamu kurumları içinde referans fiyat olarak farklı fiyatlandırma yapılmayacak, aynı şekilde kabul edilecektir.

Şimdi de çay üreticilerimiz için alım fiyatını açıklıyorum. Geçen yıl yaş çay alım fiyatı kilo başına 3,27 lira. Destekleme ile birlikte 3,4 lira olarak belirlenmişti. Bu fiyat üzerinden 752 milyon tonun üzerinde çay alımı yaparak destekleme ile birlikte toplam 2 milyar 760 milyon lira ödeme gerçekleştirdik. Bu yıl için yaş çay alım fiyatı kilo başına 3,87 liraya. Destekleme ile birlikte 4 liraya yükseltilmiştir.

Çiftçilerimizden tek isteğimiz bir karış toprağı dahi boş bırakmadan ekmeleri, biçmeleri, üretmeleridir. Destek bizden, gayret çiftçimizden, bereket Allah’tandır. Yeni hasat döneminin ülkemize, milletimize ve özellikle çiftçilerimize hayırlı, bereketli olmasını diliyorum.

“DESTEK PAKETLERİ İLE İNSANLARIMIZIN TAMAMININ YANINDA YER ALDIK”

Aziz milletim, görüldüğü gibi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş rakamlara ulaşan destek paketleri ile insanlarımızın tamamının yanında yer aldık, almayı da sürdürüyoruz. Buna rağmen sıkıntı yaşayanlar olmamış mıdır? Muhakkak olmuştur. Ancak dünyadaki ve bölgemizdeki örnekleri ile mukayese edildiğinde Türkiye’nin hem vatandaşlarına hem iş dünyasına en ciddi ve etkin destekleri sağlayan ülke olduğu bir hakikattir. Üstelik bunu biz söylemiyoruz, uluslararası kuruluşlar ifade ediyor.

Tüm bu gayretlerimize rağmen gönlü buruk kalan vatandaşlarımız varsa onlardan helallik istememiz de inancımızın ve kültürümüzün bir gereğidir. Hak nedir, helal ve helalleşme bilmeyenler elbette buradaki inceliği fark etmez. Bizim bu husustaki muhatabımızda zaten milletimizin kendisidir. Eğer işimizi doğru yapmışsak takdirini milletimizden göreceğiz. Yanlışımız veya eksiğimiz olmuşsa da hesabını milletimize vereceğiz.

Milletimizin teveccühüne nail olduğumuz her vazifede Belediye Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık. Türkiye’nin 81 vilayetinin 973 ilçesinin 50 bini aşkın köy ve mahallesinin her karış toprağında bizim eserlerimiz var. Ülkemizdeki 84 milyon vatandaşımızın her biri hayatının her anında hizmetlerimizden istifade etmektedir.

Bizim eser ve hizmet siyasetimize karşılık ortaya sadece kulp takma, yalan ve iftira atma siyaseti koyabilenlerin bugünleri gibi geçmişlerini de milletimiz gayet iyi biliyor. Eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, enerjide, tarımda aklınıza gelen her alanda biz eğer 18 yıl içerisinde bu adımlara atmışsak gönlümüz bizim rahat. Türkiye’nin dört bir yanında bu eserler bugün varsa bizim gönlümüz rahat. Şayet Türkiye en azından çok partili hayata geçtiğimiz 1950’den itibaren bu şekilde eser ve hizmet siyaseti merkezli bir anlayışla idare edilmiş olsaydı buğun gelişmekte olan değil, gelişmiş ülkeler listesinin en başında yer alıyor olacaktık.

Geçtiğimiz 19 yılda bir yandan Cumhuriyet döneminin önemli bir kısmına damgasını vuran ihmallerin, eksiklerin, yanlışların telafisiyle uğraşırken, diğer yandan da ülkemizi geleceğe hazırladık. Bunları da 2023 hedefleri ve 2053 vizyonu olarak milletimizin takdirine sunarak girdiğimiz her seçimde sandıkta teyidini aldık. Eser ve hizmet siyaseti yeni Türkiye’nin alametifarikası iken, siyaset ve toplum mühendisliği gayretleri de eski Türkiye’nin hastalıklarıdır. Eski Türkiye’nin hastalığı olan siyaset ve toplum mühendisliği yöntemlerini yeniden tedavüle sokma, merdiven altı siyasetini yeniden canlandırma gayretleri son günlerde artmıştır.

Millete vaat edecek hiçbir şeyi olmayanlar ülkenin vaktini ve enerjisini kısır çekişmelere, suni gündemlere, proje aktörlere yönlendirme çabası içindedirler. Bu sinsi çırpınışların amacı salgın sürecini geride bıraktığımızda hiç olmadığımız kadar yakınlaştığımızı göreceğimiz büyük ve güçlü Türkiye’nin önünü kesmektir.

Gezi olaylarıyla ülkemizi rotasından saptırmayı denediler. Milletimizin sinesine çarpıp geri çekildiler. 17-25 Aralık’ta emniyet ve yargı teşkilatları içindeki hainleri kullanarak bunu denediler. Yine milletimizin itibar görmeyip hüsrana uğradılar. PKK ve DEAŞ terör örgütlerini kullanarak ülkeyi kana ve ateşe bulayarak Türkiye’ye diz çöktürme gayretine girdiler başaramadılar. Güney sınırlarımızı terör koridoruyla kuşatıp ülkemizin bütünlüğüne, milletimizin birliğine saldırıların hesaplarını ardı ardına yaptığımız harekâtlarla bozduk. Millî iradeyi hedef alan bildirilerle ve vesayet odaklarının oyunlarıyla siyaseti ve hükûmetleri biçimlendirme niyetlerinin önünü gösterdiğimiz kararlı ve ilkeli duruşlarla kestik. Askerî darbelerle ülkenin geleceğini karartmayı adet edinenlere milletimizle birlikte gerçekleştirdiğimiz 15 Temmuz şanlı direnişiyle en esaslı cevabı verdik.

“PKK-YPG’NİN IRAK’TA VE SURİYE’DE SAKLANAN TERÖRİSTLERİNİN TAMAMINI ETKİSİZ HÂLE GETİRENE KADAR OPERASYONLARIMIZ SÜRECEKTİR”

Şimdi de terör örgütlerini bir daha ülkemizde eylem yapamayacak hâle getirmek için sürdürdüğümüz operasyonlarla hainlerin inlerini başlarına geçiriyoruz, geçirmeye de devam edeceğiz. Pençe Kartal Operasyonu’nda şehit olan Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimiz başsağlığı diliyorum.

Bu vesileyle milletimle müjdeli bir haberi de paylaşmak istiyorum. Millî İstihbarat Başkanlığımızın uzun süredir yürüttüğü çalışmalar neticesinde yerini belirlediği PKK’nın Suriye genel sorumlusu Sofi Nurettin kod isimli terörist Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirilen operasyonla etkisiz hâle getirilmiştir.

PKK’nın en üst düzey yöneticilerinden olan Suriye kökenli bu terörist uzun süre örgütün sözde silahlı kanadının sorumluluğunu yürütmüş, ardından da Suriye’deki faaliyetlerin başına geçmiştir. Türkiye’ye yönelik pek çok kanlı eylemin faili olan bu terörist Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarında askerlerimize karşı yapılan pek çok saldırının da sorumlusudur. Gara Operasyonu sırasında 13 masum insanımızın şehit edilmesi talimatını verenlerden biri yine bu teröristtir.

Millî İstihbarat Başkanlığımızın ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gerçekleştirdiği operasyonla etkisiz hâle getirilen Sofi Nurettin’in durumu PKK-KCK ile PYD-YPG’nin aynı örgüt olduğu gerçeğini inkârı mümkün olmayacak şekilde bir kez daha ortaya koymuştur. PKK-YPG’nin Irak’ta ve Suriye’de saklanan elebaşıları ve teröristlerinin tamamını etkisiz hâle getirene kadar operasyonlarımız sürecektir.

Terör örgütünün bu önemli elebaşının etkisiz hâle getirilmesinde görev alan istihbaratçılarımızı ve askerlerimizi tebrik ediyor, her birinin alınlarından öpüyorum. Bu ülkeye ihanet eden, kurşun sıkan, herhangi bir insanımıza zarar veren, hele hele vatanımızın bütünlüğüne, milletimizin birliğine, devletimizin bekasına tehdit oluşturan herkesi aynı akıbetin beklediğini bugün bu millete seslenişte hatırlatıyorum.

“YÜRÜTTÜĞÜMÜZ KARARLI MÜCADELE SAYESİNDE SUÇ ÖRGÜTLERİNİ ÜLKENİN VE MİLLETİN BAŞINA MUSALLAT OLMAKTAN TAMAMEN ÇIKARDIK”

Diğer yandan, 19 yıl önce ülkenin yönetimini devraldığımızda yaptığımız en önemli işlerden biri de geçmişte terör örgütleri ve ideolojik kavgalar yanında suç örgütlerinin cirit attığı ülkemizin her yerinde huzuru sağlamak olmuştur. Yürüttüğümüz kararlı mücadele sayesinde suç örgütlerini ülkenin ve milletin başına musallat olmaktan tamamen çıkardık. Demokrasi ve hukuk dışı her araçtan medet umanlar, şimdi yeni arayışlara yönelmişlerdir. Türkiye’yi vesayetin, darbecilerin, gözü doymaz ekonomik tetikçilerin, demokrasiyi hazmedememiş iç ve dış siyaset mühendislerinin, her türünden çetelerin pençesinden nasıl kurtardıysak bu kirli senaryoyu da aynı şekilde bozacağız.

En büyük üzüntümüz, ülkemizde hâlâ çetelerden medet umacak kadar zavallılaşan, küçülen haysiyet fukarası kişiliklerin olduğunu görmektir. PKK’yı ve onun destekçilerini bile samimi ve açık bir dille kınamaktan kaçınanların çetelerle aynı yolda yürümeye başlamaları karşısında şu gerçeği hatırlatmak isterim: Terör örgütler gibi suç çeteleri de zehirli bir yılan gibidir, onlarla aynı çuvala girerseniz daha sonra başınıza geleceklere rıza göstermiş olursunuz. Biz demokrasiye, millî iradeye, hukuka, medeniyetimizin ve tarihimizin üzerimize yüklediği sorumluluklara uygun şekilde çalışmaya, mücadele etmeye, hedeflerimize doğru ilerlemeye devam edeceğiz. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi yollara başvururlarsa vursunlar, eski Türkiye hastalıklarını hortlatma noktasında mesafe alamayacaklar. Büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasına da engel olamayacaklardır.

“84 MİLYON HEP BİRLİKTE KUDÜS NÖBETİMİZİ DEVAM ETTİRİYORUZ”

Aziz milletim, Ramazan ayını ve Ramazan Bayramı’nı salgın şartlarının yol açtığı mahzunluğun yanı sıra, Kudüs’ten ve Filistin şehirlerinden gelen acı haberlerin burukluğu içinde geçirdik. Maalesef birilerinin Filistin’den bize ne, Kudüs’ten bize ne şeklindeki cehalet ve nefret kokan yaklaşımlarına şahit olabiliyoruz.

Hâlbuki Kudüs’ün sembolü olduğu coğrafya insanlığın en kadim yerleşimlerine ev sahipliği yapan bir bölgedir. Hazreti İbrahim’den Hazreti Davut’a ve Hazreti Süleyman’a kadar bizim de peygamberimiz olan nice nebi bu topraklarda yaşamış, bu topraklarda izler bırakmışlardır. Resulü Ekrem Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam Miraç’a çıktığı yer Mescid-i Aksa’nın haremindedir.

Hıristiyanlığın tüm mezheplerinin en önemli kiliseleri Kudüs sınırları içindedir. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh Kudüs’ü fethettiğinde Hıristiyanların kiliselerine dokunmamış, kendi adını taşıyan camiyi hemen onların bitişiğine kurmuştur. Mescid-i Aksa’nın ilk avlusunun adı Yavuz Sultan Selim’in 12 bin askeriyle şamdanlarını yakarak gelip burada kıldığı yatsı namazına atfen 12 Bin Şamdanlı Avlu olarak geçer.

Kudüs’ün bugünkü fiziki görüntüsü surlarıyla, çarşılarıyla ve diğer pek çok yapısıyla Osmanlı padişahlarının eseridir. Peygamberimizin Aleyhissalatu Vesselam Miraç’a yükseldiği kayanın üzerinde inşa edilen Kubbet’üs Sahra’nın tepesine Osmanlı’nın diktiği alemi Kudüs ve pek çok şehirdeki ecdat yadigârı eserler gibi yenileyen yine biz olduk, ecdadımız oldu. Asırlarca ecdadımız bu mübarek beldeyi korumak, imar etmek ve oradaki her dinden insanı huzur içinde yaşatmak için var gücüyle çalışmaktır.

Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale ve Kut’ül Amare’de seferler kazanan Osmanlı, 1917’de Gazze’ye ve ardından Kudüs’e yönelik saldırıları Anadolu’daki Ermeni ve Rum isyanlarının yol açtığı sıkıntıların da etkisiyle karşılamakta zorlanmıştır. Gazze’ye yapılan ilk iki saldırıyı püskürten 30 bin kişilik çoğu Çanakkale’den gelmiş olan yorgun Osmanlı Ordusu, takviyeyle asker sayısı 110 bine çıkan ve silah gücü artan düşmanın 3’üncü saldırısının ardından çekilmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu savaşlarda iddiaların aksine bölgedeki Filistinli Arapların önemli bir kısmı düşmanın yanında yer almamış bizimle birlikte mücadele etmiştir.

Çekildikten sonra da Kudüs’ü yalnız bırakmadık. Merhum bir tarihçi gazetecimiz 1972 yılında yaptığı Kudüs ziyaretinde Mescid-i Aksa’nın avlusunda başında Osmanlı askeri kalpağı ve sırtında askeri palto kalıntıları olan uzun boylu, kavruk yüzlü bir ihtiyara rastlar. Gazetecimiz bu ihtiyara yaklaşıp Türkçe olarak selam verdiğinde, karşısındaki meczup görünümlü kişi donuk yüzü gülümseye dönerek aleyküm selam oğul diye mukabelede bulunur. Sonra gazetecimiz karşısındaki kişinin hikâyesini öğrenir, bu kişi 9 Aralık 1917’den, yani son Osmanlı birliği Kudüs’ten ayrılırken orayı muhafaza etmek üzere bırakılan artçı birlikten imiş, Iğdırlı Hasan Onbaşı o günden beri de Mescid-i Aksa’dan ayrılmamıştır. Evet, başka hiçbir şey değil ise bile Hasan Onbaşının bu hatırası bize Kudüs’ü her şeyimizle savunmamız gerektiğini göstermeye yeterlidir.

Evet, bugün Biden’ın ciddi bir İsrail’e silah onayıyla ilgili imzasını gördük. O da bakıyoruz ki çok çok önemli, 850 bin silah onayı. Lafa geldiğinde silahsızlanma, şu-bu vesaire, bunları konuşuyorlar. Sayın Biden, sözde Ermeni soykırımında Ermenilerin yanında yer aldı, şimdi de ciddi manada orantısız bir saldırıyla Gazze’ye saldıran ve yüz binlerce insanın şahadetine vesile olan bu olayda da ne yazık ki siz kanlı ellerinizle bir tarih yazıyorsunuz. Bunu söylemeye bizleri mecbur ettiniz, çünkü biz bu konularda çok daha fazla duramayız, durmayacağız. Ve bugün de tekrar hatırlatıyorum, 84 milyon hep birlikte Kudüs nöbetimizi devam ettiriyoruz, devam ettireceğiz.

“BİZE DÜŞEN GÖREV MAZLUMUN YANINDA YER ALMAKTIR”

Osmanlı’nın yıkılışıyla barış ve huzur iklimini kaybeden pek çok coğrafya gibi Filistin toprakları da zulümle, acıyla, kanla yakınıyor, siz de buna destek veriyorsunuz. Bugün Filistinliler tarafından El Nakba, yani felaket günü olarak adlandırılan 1948 yılından itibaren ise bu kadim topraklardaki çatışmalar ve istikrarsızlıklar tek taraflı bir katliam ve hırsızlık hâline dönüşmüştür. Deir Yasin katliamından beri hiç durmayan bu zulüm, Filistinlilerin ardı kesilmeyen göçleriyle, kamplardaki zorlu hayat şartlarıyla uğradıkları katliamlarla süregelmiştir. Elbette bu kötü fotoğrafın ortaya çıkmasında ve sürmesinde Filistinlilerin kendi aralarındaki çekişmeler ile kimi Arap ülkelerinin meseleye bakış açılarındaki yanlışlar da etkili olmuştur. Her ne olursa olsun bize düşen görev mazlumun yanında yer almak ve onun hakkını, hukukunu gözetmektir.

İsrail’in 1967 savaşının ardından Birleşmiş Milletler kararlarını hiçe sayarak saldırılarına devam etmesi, bölgedeki acıları derinleştirmiştir. Sadece 1948 ile 1967 yılları arasında 3,5 milyondan fazla Filistinli yurtlarından edilerek mülteci durumuna düşürülmüştür. Lübnan’ın 1982 yılındaki işgali sırasında Sabra ve Şatilla kamplarındaki binlerce savunmasız sivil Filistinli mültecinin hunharca katli dahi dünyayı İsrail’i durmak için harekete geçirmeye yetmemiştir. Filistin halkının intifada olarak adlandırılan İsrail saldırılarına karşı sivil itaatsizlik eylemleriyle kendini, evini, vatanını koruma mücadelesinin hep yanında olduk, olmayı da sürdüreceğiz.

Sınırları hâlâ belirsiz olan İsrail Devleti, Siyonist hayaller peşinde koşan siyasetçilerin ve insanlığa karşı suç işlemeyi mubah sayan radikallerin elinde bir terör aygıtına dönüşmüştür. Fanatik Yahudiler 1995’teki barış görüşmeleri sırasında Filistinlilere taviz vermekle suçladıkları kendi Başbakanlarını dahi öldürmekten çekinmeyecek kadar işi ileriye götürebilmişlerdir.

Evet, bir Yahudi Başbakan -ismini vermeyeceğim- bana öyle demişti, Generalliğimde ne zaman ki Filistinlileri öldürüyordum, bana en büyük zevki o veriyor demişti, bunu ziyaretimde Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı şahsıma söylüyordu. Bunların cibilliyetinde bu var, bunlar kan emmekle ancak doyar.

Filistin halkına sürekli demokrasiyi ve meşru hak arama yollarını tavsiye edenler, diplomasi alanındaki mücadelelerinde Filistinlileri hep yalnız bırakarak riyakârlıklarını ortaya koymuşlardır. Ve bunlar zaten terörden gelmişlerdir, hepsi terör içerisinde yetişmişlerdi. Şu andaki o da aynı. İsrail’in 2008’den itibaren Gazze’ye ve diğer Filistin hedeflerine yönelik saldırıları da uluslararası alanda yeterli karşılığı bulamamıştır.

“TÜRKİYE, FİLİSTİN TOPRAKLARINDA İKİ DEVLETLİ ADİL BİR ÇÖZÜMDEN YANA OLDUĞUNU HER FIRSATTA İFADE ETMEKTEDİR”

Ülkemizden Filistin’e yardım için giden bir uluslararası yardım organizasyonuna da uluslararası sularda saldıran İsrail hukuk tanımazlığını burada bir kez daha göstermiştir. Ya bunlar yavruları öldürecek kadar katil. Yavru yavru, beş yaşında, altı yaşındaki yavruları öldürecek kadar bunlar katil. Kadınları yerlerde süründürerek öldürecek kadar katil. Yaşlı insanları öldürecek kadar katil, bunların eşi benzeri yok. Ve aynı suda maalesef beslenenler de bunları destekliyor.

İsrail’in 2016 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan yasa dışı yerleşimleri hemen durdurması kararını tanımadığını açıklaması bile bu haydut devlete, bu terörist devlete karşı etkin tedbirler alınmasını sağlayamamıştır. Tam tersine, Amerika’nın ve onu takip eden kimi ülkelerin 2017 yılı sonunda Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdıklarını ilan etmeleri bu katil devletin kan dökme iştahını artırmıştır. Üstelik bu korsan adımla 1967 anlaşmasının temelini teşkil eden bağımsız Filistin Devleti’nin başkentinin Doğu Kudüs olacağı hükmü de fiilen uygulanamaz hâle gelmiştir.

İsrail’in artık her Ramazan ayında tekrarlamayı alışkanlık hâline getirdiği saldırıları ve katliamları 2021 yılında da özellikle de bu Ramazan Bayramı’nı hepimize zehir etmiştir. Bir yandan Kudüs’ün mahremiyetine el uzatan, diğer yandan Gazze’deki sivilleri insafsızca bombalayan, içinde medya gruplarının olduğu devasa bir binayı da bombalayarak yerle bir edenler işte bu terör devleti İsrail’dir.

İsrail kendini savunan Filistinlilerin direnişlerini zulmüne bahane etmekten de geri durmuyor. İsrail’in bombalayarak, kurşunlayarak, araçlarla üzerinden geçerek katlettiği onlarca masum çocuğu, yüzlerce masum sivili, evlerini yıktığı, sürekli taciz ederek göçe zorladığı on binlerce Filistinli aileyi görmezden gelenler Tel Aviv’e atılan füzeleri öne sürerek insanlığın vicdanını gölgelemeye çalışmaktadır. Kaç tane roket atmışlar, attıkları roketlerle acaba yok olan nedir; bir de bunu açıklayın ya. Ama siz orantısız güç kullanıyorsunuz ve siz savaş uçaklarınızla birlikte Gazze’ye bomba yağdırıyorsunuz. Acaba Gazze’nin savaş uçakları var mı? Yok. Sizde sayısızca, onlarla vuruyorsunuz. Kiminle neyi aldatacaksınız? Ben şu anda Ankara’dan tüm dünyaya bunu seslenmek istiyorum, bunu hatırlatmak istiyorum.

Filistinli çocukların bombalarla ölmesiyle ilgilenmeyenler, İsrailli çocukların füze seslerinden korkması karşısında dehşete kapılabilmektedir; şu hâle bak. Hâlbuki çocuklar öldürülürken değil uyutulurken sessiz kalınmalıdır. Kadınları, yaşlıları, sivilleri öldürenler değil koruyanlar takdir edilmelidir. Kendi ülkelerinde patlayan bir bomba için binlerce kilometre ötede taş üstünde taş bırakmayanlar, Filistinlilerin onurlarını ve evlerini koruma çabasını teröristlik olarak rahatlıkla tanımlayabiliyor. Filistin’de yaşanan trajediye arkasını dönen veya açıkça destek olanlar aslında yarın kendi başlarına gelecek felaketlerin tohumlarını ektiklerini unutmamalıdır.

Şu anda buradan Avrupa’ya sesleniyorum, yeri geldiği zaman dost olarak bize hitap edenlere sesleniyorum ve şu anda onlara bir şeyi hatırlatıyorum: Başbakanlık binasına İsrail bayrağı çeken Avusturya devletini telin ediyorum. Böyle bir resmî makama bir terör devletinin bayrağını çekmek terörle iz düşümü bir hayat yaşamak demektir. Avusturya devleti herhalde soykırıma tabi tuttukları Yahudilerin faturasını Müslümanlara ödetmeye çalışıyor.

Aynı şekilde İsrail’in Kudüs’te ve Gazze’de yaptıklarına destek veren diğer ülkeler de çocuk katillerinin günahlarına ortak olmak suretiyle tarihe, insanlığa karşı işledikleri bu suçun karasıyla anılacaklardır. Türkiye, tıpkı Kıbrıs’ta olduğu gibi, Filistin topraklarında da iki devletli adil bir çözümden yana olduğunu her fırsatta ifade etmektedir. 1967 sınırları temelinde başkenti Kudüs olan bağımsız egemen ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması için her platformda çaba göstermeyi sürdüreceğiz.

“KUDÜS’ÜN KALICI BİR BARIŞA VE HUZURA KAVUŞMASI İÇİN HERKESİN FEDAKÂRLIK YAPMASI GEREKİYOR”

Esasen gelinen noktada artık Kudüs konusunda ayrı bir düzenlemeye ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Müslümanların, Yahudilerin ve Hıristiyanların vazgeçilmez dinî sembollerini bünyesinde barındıran Kudüs’ün kalıcı bir barışa ve huzura kavuşması için herkesin fedakârlık yapması gerekiyor.

Dün katolik dünyasının ruhani lideri Sayın Papa Fransuva ile yaptığımız telefon görüşmesinde bu hissiyatımı kendisiyle de paylaştım. Osmanlı döneminde tüm inanç mensuplarının kendi ibadetlerini rahatça yapabilmelerine, ibadet imkânlarına sahip çıkabilmelerine imkân veren uygulamadan ilham alarak şu teklifi yapıyoruz: Kudüs’ün üç dinin temsilcilerinden oluşan bir komisyon tarafından yönetilmesi günümüz şartlarında en doğru ve tutarlı yol olacaktır. Aksi takdirde bu kadim şehirde kalıcı barışı sağlamak kolay mümkün görülmüyor.

İsrail güvenlik güçlerinin bu korumadaki Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik her saldırısı fitili ateşlenen bir bomba etkisi yapmaktadır. Dünya tarihi Kudüs’te ateşlenen bombaların yol açtığı devasa çatışmaların, yıkımların, oluk oluk akan kanların örnekleriyle doludur. Bu tehdidin önüne geçmenin mevcut durumundaki en hızlı ve etkin yolu, Kudüs’ü teklif ettiğimiz şekilde yeni bir yönetim statüsüne kavuşturmaktır.

Birleşmiş Milletleri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni, kuruluş amaçlarından biri de bu olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nı ve diğer tüm uluslararası kuruluşları bir an önce ve etkin şekilde Kudüs ve Filistinli mazlumlar için harekete geçmeye çağırıyoruz.

Perşembe günü Türkiye’nin girişimleriyle toplanacak olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda sorunun çözümüne yönelik kayda değer bir adım atılmasını temenni ediyoruz. Dışişleri Bakanımızın da katılacağı bu toplantıyı önemsiyoruz.

İsrail’in bombaları ve kurşunları altında öldürülen, evleri başlarına yıkılan, yurtlarından atılmaya çalışılan insanlara hiç değilse denizlerdeki balıklar, göklerdeki kuşlar, ormanlardaki ağaçlar kadar hassasiyet gösterilmesini bekliyoruz. Kudüs’ün özgürlüğüne kavuşturulması ve Filistin halkının saldırılardan korunması için atılacak uluslararası adımlar hususunda ihtiyaç duyulacak her türlü siyasi ve askerî desteği vereceğimizi bir kez daha buradan ilan ediyoruz.

Son olarak diyorum ki, bu millet de bizimdir, bu ümmet de bizimdir, bu insanlık da bizimdir. Biz medeniyetimizden ve ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz mirasa uygun şekilde bunların hepsini de kucaklayarak kendimiz ve kardeşlerimiz için en doğrusunu, en hayırlısını, en güzelini yapmayı sürdüreceğiz. İnsanlıktan nasibini almamışların ümmet bilincine sahip olmayanların mensubu bulundukları millettin değerlerine düşmanlık besleyenlerin önünde sonunda hak ettikleri zillet çukuruna yuvarlanacaklarından şüphe duymuyoruz. Bu duygularla bir kez daha hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.”

Dünya

Cumhurbaşkanı Erdoğan Azerbaycan’da

Haber

on

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in davetlisi olarak günübirlik çalışma ziyareti gerçekleştirmek üzere Azerbaycan’a ulaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bulunduğu uçak, Azerbaycan’ın işgalden kurtardığı topraklarda inşa ettiği ilk havalimanı olan Fuzuli Uluslararası Havalimanı’na iniş yaptı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev tarafından karşılanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fuzuli Uluslararası Havalimanı’na inen ilk devlet başkanı oldu

Yeni havalimanının açılış kurdelesini kesen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, daha sonra havalimanı binasını gezip yetkililerden bilgi aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu da Azerbaycan’a geldi.

Okumaya devam edin

Dünya

Yelken’de rüzgar değişmedi. Özlem Akdurak ile yola devam.

Haber

on

Başkanlığına üst üste ikinci defa D. Özlem AKDURAK seçildi.

Yelken Federasyonu’nda Başkan değişmedi.

ÖZLEM AKDURAK, 2024 PARİS OLİMPİYAT OYUNLARI sonrasındaki yeni seçimlere kadar YELKEN FEDERASYONU Başkanlığı yapacak.

Yelken Federasyonu Başkanı AKDURAK, yapılan Spor Federasyonları olağan genel kurullarında seçilen ilk kadın Başkan olma ünvanına da aldı. Gençlik ve Spor Bakanlığı ‘nın B2 katında yapılan Yelken Federasyonu ’nun 5. Olağan Genel Kurulunda Özlem AKDURAK İkinci kez başkanlığa getirildi.

Üç adayın katıldığı Olağan Genel Kurulun başkanlık yarışında, AKDURAK oylamaya katılan 262 delegeden 105’inin oyunu alarak yeniden başkanlığa seçildi.

D. Özlem AKDURAK Federasyonunun 5. Olağan Genel Kurulundaki konuşmasında döneminde gerçekleştirdikleri faaliyetleri hatırlattı. Konuşmasında büyük hayallerini ifade eden Özlem AKDURAK, Yelken sporunu bulunduğu yerden üst düzeye taşımak için çok çalışacaklarını belirtti.

Özlem AKDURAK ve öteki iki Başkan adayının konuşmalarından sonra Başkan, yönetim kurulu, disiplin kurulu ve denetleme kurulu üyelikleri için seçim yapıldı. Oylama sonucunda Özlem AKDURAK yeniden YELKEN FEDERASYONU başkanlığına seçilirken yönetim kurulu üyelikleri de belirlendi.

Yönetim Kurulu şu üyelerden oluştu; Ayhan Orhan OFLAZ, Cem HAKKO, Deniz ÇİÇEK, Enver ÇOBAN, Hakan Han ÖZCAN, Hakan YENİGÜN, Melih DİLİKOĞLU, Oğuz Akif SEZER, Özfer URALP, Serdar ÖZKALELİ, Sermurat KÜÇÜKGÜL ve Tolga YAĞLI. Özlem AKDURAK’ın başkanlığında Hüsnü Levent BAŞKAN , Alp BOLEVİN, Zekiye Ezgi TABAN, Özgür YAMAN ve Dinçer ÇERİBAŞ da disiplin Kurulu Üyesi olarak görev yapacaklar. Denetleme Kurulu üyeliklerine ise Özkan CENGİZ ve Uğur AKSOY getirildi.

YELKEN Federasyonunun 5’inci olağan Genel Kurulu Başkanlığa üst üste ikinci defa seçilen Özlem AKDURAK ’ın tebrikleri kabul etmesiyle sona erdi.

Okumaya devam edin

Dünya

“Bizim niyetimiz asla kriz çıkarmak değil, ülkemizin çıkarlarını ve egemenlik haklarını korumaktır”

Haber

on

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanı olarak malum açıklamayı yapan büyükelçiler hususunda ülkem ve milletim adına ortaya koyduğumuz tavır sorumlu ve samimi duruşun tezahürüdür. Bizim niyetimiz asla kriz çıkarmak değil, ülkemizin hakkını, hukukunu, onurunu, çıkarlarını ve egemenlik haklarını korumaktır. Nitekim bugün aynı büyükelçilikler tarafından yapılan yeni bir açıklamayla yargımıza ve ülkemize yönelik bühtandan geri dönülmüştür” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.

Toplantıda ele alınan konulara dair açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

“Bilindiği gibi geçtiğimiz hafta üç ülkeyi kapsayan ve toplamda beş devlet başkanıyla bir araya geldiğimiz oldukça verimli bir Afrika seyahati gerçekleştirdik. Gittiğimiz her Afrika ülkesi gibi Angola, Togo ve Nijerya’da da büyük bir hüsnükabulle, samimi bir misafirperverlikle karşılandık. Gerek baş başa ve heyetler arasında yaptığımız görüşmelerde, gerekse de iş insanlarımızın muhataplarıyla olan temaslarında bölgedeki büyük potansiyeli bir kez daha müşahede ettik.

Şu hususun altını bilhassa çizmek istiyorum: Hükûmete geldikten sonra en çok önem verdiğimiz ve en çok emek harcadığımız konulardan biri, Afrika Kıtası’yla ilişkilerimizi geliştirmekti. Bu anlayışla Başbakan ve Cumhurbaşkanı sıfatıyla 30 Afrika ülkesine 50 seyahat gerçekleştirdik. Diplomatik temsilcilik sayımızı kıta genelinde artırırken ticari ve ekonomik iş birliklerimizi de güçlendirmeye çalıştık. Dünyanın yükselen kıtası Afrika’nın önemi 21. yüzyılda giderek daha çok artacaktır.

“TÜRKİYE’NİN AFRİKA’YA BAKIŞI BATI ÜLKELERİNDEN ÇOK FARKLIDIR”

Sağlık ve iklim krizleriyle sarsılan, dengeleri bozulan, yeni arayışlara yönelen dünya için Afrika’nın mümbit toprakları hâlâ en değerli kaynaktır. Sömürgecilerin sürekli biçim, yol, yöntem değiştirerek kıtayı ellerinde tutma gayretleri bitmedi ve bitmeyecektir. Buna karşılık Afrika halklarının hafızalarında geçmişte yaşadıkları acılar tüm tazeliğiyle durmaktadır. Daha önemlisi, Afrikalı dostlarımız sahip oldukları zenginliklerin öneminin ve kendilerine sağlayacağı faydanın da farkındadır. Afrika toplumları artık sömürülmek, ezilmek, öldürülmek değil adil bir paylaşımla gelişmek, kalkınmak, büyümek ve insanlığa bu şekilde katkıda bulunmak istiyor.

Hiç şüphesiz Türkiye’nin Afrika’ya bakışı Batı ülkelerinden çok farklıdır. Tarihinde sömürgecilik lekesi ve katliam ayıbı bulunmayan bir ülke olarak kıtaya insan merkezli yaklaştığımızı muhataplarımız da görüyor. Bunun için de özellikle bizi farklı bir yere koyuyorlar. Tabii asırlardır sömürülen siyasi, sosyal ve ekonomik düzeni bu şekilde kurulmuş bir coğrafyada mesafe kat etmek öyle kolay olmuyor. Sömürgecilerin izlerini kıtanın dört bir yanında siyasetten ekonomiye, sosyal ve kültürel hayata kadar her alanda görmek mümkündür. Buna rağmen Türkiye’nin karşılıklı saygıya, muhabbete, dayanışmaya, birlikte kazanmaya ve paylaşmaya dayalı politikaları artık yavaş yavaş kök salmaya, taban tutmaya, karşılık bulmaya başlamıştır.

Kıtadaki pek çok bölgeyle 500 yıllık geçmişe sahip kültürel ve beşeri ilişkilerimizin bulunması işimizi oldukça kolaylaştırıyor. Aynı şekilde Kızılay, TİKA, Yurt Dışı Türkler Başkanlığı, Maarif Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü, insani yardım kuruluşlarımız gibi yapılarımızla kıtada yürüttüğümüz faaliyetler fevkalade müspet bir iklim oluşturmuştur. İşte bu altyapı üzerinde Afrika’yı pazar değil ortak olarak gören bir yaklaşımla kıtanın tamamında güçlü dostluk ve iş birliği köprüleri kuruyoruz.

Afrika seyahatimizin hemen ardından İstanbul’da yapılan Türkiye-Afrika Ekonomi ve İşbirliği Forumu ile 17-18 Aralık’ta gerçekleştirilecek olan Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi gibi etkinlikler bu doğrultuda kat ettiğimiz mesafenin somut örnekleridir.

“AFRİKALI DOSTLARIMIZLA ORTAK BİR GELECEK İNŞA ETMEYİ, DOLAYISIYLA SÖMÜRGECİLERE RAHATSIZLIK VERMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”

Ülkemizde neredeyse her ay bir ve birkaç Afrikalı misafirimizi ağırlıyoruz, aynı şekilde oradan da çok sayıda ziyaret daveti alıyoruz. İnşallah en kısa sürede yeni bir Afrika programıyla bu güzel iklimi daha ileriye taşıyacak adımlar atacağız. Eğitim, sağlık, ticaret gibi amaçlarla ülkemize gelen Afrikalıların sayısının her geçen yıl artması ilişkilerimizin geleceği bakımından umut vericidir. Türk iş insanlarının Afrika’daki yatırımlarının da sürekli büyüdüğüne, genişlediğine şahit oluyoruz. Nitekim son seyahatimizde de her üç ülkede toplam 18 ekonomik ve kültürel anlaşma veya mutabakat imzalandı, ortak bildiri yayınlandı.

Türkiye’nin Afrika’da attığı her adım elbette kıtayı kendi arka bahçeleri olarak gören eski sömürgecileri rahatsız ediyor. Ülkemiz aleyhinde Batıda yürütülen kampanyaların gerisindeki sebeplerden biri de budur. Kimse kusura bakmasın, biz Afrikalı dostlarımızla ortak bir gelecek inşa etmeyi, dolayısıyla sömürgecilere rahatsızlık vermeyi sürdüreceğiz. Her ne kadar bize olan husumetlerinden dolayı gözlerine perde inenler Türkiye-Afrika ilişkilerindeki gelişmeleri önemsizleştirmeye çalışsa da, kıtada ülkemiz adına çok hayırlı ve faydalı işler yapmaya devam edeceğiz.

“ÜLKEMİZİ GÜÇLÜ TUTMAK, MİLLETİMİZİN HAYSİYETİNİ KORUMAK İÇİN CANLA BAŞLA MÜCADELE EDİYORUZ”

Bin yıllık vatanımız Anadolu’da neredeyse her günümüz mücadeleyle geçmiştir. Bugün de ülke ve millet olarak sınırlarımızın güvenliğinden siyasi, ekonomik ve sosyal alana kadar her cephede aynı mücadeleyi veriyoruz. Gazi Mustafa Kemal’in millî mücadelenin en kritik safhalarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesinde söylediği, ‘Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır’ ilkesi ülkemiz için hâlâ geçerlidir. Boş bıraktığımız, ihmalkâr davrandığımız, gereken tedbiri almadığımız, yeterli tahkimatı yapmadığımız her alanın ülkemizin istiklali ve istikbali için bir tehdit olarak karşımıza çıktığı gerçeğini defalarca yaşadık.

Bu tecrübenin ışığında diplomasiden güvenliğe, ekonomiden teknolojiye uzanan geniş bir yelpazede ülkemizi güçlü tutmak, milletimizin haysiyetini korumak için canla başla mücadele ediyoruz. Yürüttüğümüz mücadelede Cumhuriyetimizin 1 asırlık birikimi, Osmanlı ve Selçuklunun 10 asırlık mirası, medeniyetimizin 15 asırlık zenginliği, devletimizin 20 asırlık geleneği en büyük güç kaynağımızdır.

Tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de önümüzde kimi dış, kimi iç kaynaklı sıkıntılarımız, zorluklarımız mutlaka vardır. Türkiye diye bir devletin, Türk Milleti diye bir milletin bırakınız sahip oldukları gücü ve imkânları, varlığına bile tahammülü olmayanlar bugün de boş durmuyor. Kendi güvenlikleri ve refahları söz konusu olduğunda dünyaya ateşe atmaktan çekinmeyenlerin ülkemizin aynı çerçevedeki hassasiyetlerine saygı göstermelerini elbette beklemiyoruz. Bunun örneğini darbelerden vesayet düzenine verilen desteğe, terör örgütleri konusunda sergilenen çifte standarttan bölgemizdeki insani güvenlik krizleriyle ilgili tutuma kadar sayısız örnekte gördük, görüyoruz. Küresel yönetim sisteminin vanasını elinde tutanlar kendi sınırları içindeki tek bir olumsuzluk karşısında dahi her türlü hak ve hukuku askıya almayı meşru sayarken, milyonlarca insanın ölümünü duyarsızlıkla seyrediyor. Ucu kendilerine değen hususlarda hukuk, teamül ve ahlak tanımayanlar konu mazlum ve mağdurlar, konu Türkiye gibi hakkı ve adaleti savunanlar olduğunda ağız birliği yapıp bambaşka istikametlere yönelebiliyor. Geçmişte uzunca bir süre bu anlayışla ülkemizi istedikleri gibi yönlendirenler, istedikleri gibi şekillendirebilenler Türkiye artık kendi duruşunu sergilemeye başladığında paniğe kapıldılar.

“TÜRK YARGISI KİMSEDEN TALİMAT ALMAZ, KİMSENİN EMRİNE GİRMEZ”

Bir süredir yaşadığımız siyasi, ekonomik, toplumsal, diplomatik saldırıların gerisinde işte bu panik hâlinin yol açtığı acelecilik ve saygısızlık vardır. Türkiye’nin nezaketini, teennisiyle davranma tarzını zaaf olarak görerek eski alışkanlıklarına yönelenler, yaptıkları yanlışı kabul etmedikleri sürece hak ettikleri cevabı alacaklardır. Son dönemde bazı ülkelerin büyükelçileri tarafından yapılan hadsiz ve talihsiz açıklamayı da aynı çerçevede değerlendiriyoruz. Bu açıklama herhangi bir kişiyi veya konuyu değil doğrudan ülkemizin yargısını ve egemenlik haklarını hedef almıştır. Her şeyden önce bu tavır ülkemizdeki yargı teşkilatımızı, hâkimlerimiz, savcılarımız, avukatlarımızla birlikte tüm yargı mensuplarımıza yapılmış bir büyük hakarettir. Anayasamızın 138. maddesinde belirtildiği şekilde Türk yargısı kimseden talimat almaz, kimsenin emrine girmez. Kendi yasama ve yürütme organlarımızın bile Anayasa gereği işine karışamadığı yargımızı bir grup büyükelçinin sigaya çekmesine tahammül edemeyiz.

Dünyada nice acılar yaşanır, zulümler yapılır, adaletsizlikler sergilenirken Türkiye’yi dillerine dolayanların amaçlarının hak, hukuk takibi olduğuna kimse bizi inandıramaz. Bağımsız ve tarafsız yargımız ile yargı mensuplarımıza yönelik bu saygısızlığa gereken cevabı vermek devletin başı olarak herkesten önce bizim görevimizdir.

Cumhurbaşkanı olarak malum açıklamayı yapan büyükelçiler hususunda ülkem ve milletim adına ortaya koyduğumuz tavır işte bu sorumlu ve samimi duruşun tezahürüdür. Bizim niyetimiz asla kriz çıkarmak değil, ülkemizin hakkını, hukukunu, onurunu, çıkarlarını ve egemenlik haklarını korumaktır. Nitekim bugün aynı büyükelçilikler tarafından yapılan yeni bir açıklamayla yargımıza ve ülkemize yönelik bühtandan geri dönülmüştür. Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesi ne yani ülkelerin kanunlarına ve nizamlara uygulayacağı, içişlerine karıştırılmayacağı taahhüdüne bağlılıklarını ifade eden bu büyükelçilerin artık Türkiye’nin egemenlik hakları konusundaki beyanlarında daha dikkatli olacaklarına inanıyoruz.

Ülkemizin bağımsızlığına ve milletimizin hassasiyetlerine saygı duymayan hiç kimsenin sıfatı ne olursa olsun bu ülkede barınamayacağını da ayrıca ifade etmek istiyorum.

Diğer yandan, bu süreçte kimin ülkenin ve milletin yanında durduğunu, kiminde ellerin kılıcını çaldığını bir kez daha hep birlikte gördük. Türkiye’nin bugün yaşadığı en büyük sancılardan biri de bu tür meselelerde yerli ve millî duruş sergilemeyi bir türlü başaramayan kimi siyasetçi, eski diplomat ve medya mensubundan oluşan güruhtur. Kişisel hırsları, ideolojik saplantıları ve kalplerini karartan kinleri uğruna kendi ülkelerinin aleyhindeki kampanyaların gönüllü aparatına soyunan, sözcülüğünü üstlenen mankurtları milletimiz yakından takip etmektedir.

Önümüzdeki dönemde güvenlikten ekonomiye pek çok sorunumuzla birlikte inşallah bu hastalıklı zihniyetten de kurtulacağız. Esasen ülke ve millet olarak bu tür çarpıklıklarla uluslararası medyadan siyasetçisine kadar farklı kesimler üzerinden ilk defa karşılıyor da değil.

Gezi olaylarında neredeyse bir ay boyunca ülkemizden yapılan canlı yayınları hatırlayın. Benzer hadiseler çok daha vahim boyutlarda Avrupa başkentlerinde yaşandığında aynı çevreler tek bir karenin bile dışarıya sızmasına izin vermediler. Ülkemizin yakın tarihlerindeki en büyük ihanetleri olan 17-25 Aralık emniyet, yargı darbe girişiminin ardından kopartılan fırtınaları da hatırlayın. PKK terör örgütünün çukur eylemleri ve HDP’nin 6-8 Ekim kanlı sokak olayları sırasında yaşananları da hatırlayın. DEAŞ’ın ve PKK’nın sınırlarımız boyunca ve sınırlarımız içinde gerçekleştirdikleri kanlı eylemleri de hatırlayın. Ve elbette 15 Temmuz darbe girişimini hatırlayın. Bunların hangisinde ülkemize her fırsatta demokrasi ve hukuk diskuru çekenlerin haktan, adaletten, meşrutiyetten, hepsini bir kenara bıraktım insanlıktan yana tavır aldığını gördünüz mü? Tam tersine bu hadiselerin hepsinde de terör örgütleri ve darbecilerin sırtları sıvazlamış, Türkiye’nin seçilmiş yöneticileri, diplomasi ve medya kıskacına alınarak pes ettirilmeye çalışılmıştır.

Hamdolsun Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle tüm bu oyunları bozduk, tuzakları boşa çıkardık, hevesleri kursaklarda bıraktık. Hangi engelle karşılaşırsak karşılaşalım ülkemizi 2023 hedeflerine ulaştırma azmimizden zerre kadar geri adım atmadık.

“TÜRKİYE GİBİ MİSYON SAHİBİ BİR ÜLKEDE HİÇBİR KARAR TESADÜFEN ALINMAZ”

Terörle ve darbe ile yapamadıklarını ekonomi ile yapmak için başlattıkları sinsi saldırıları da çok ciddi bedeller ödeme pahasına engelledik, engelliyoruz. Ülkemizin izlediği ekonomi politikasının sebebini ve amacını hâlâ anlamamış olanlar dönüp millî mücadeleye, Türkiye’nin 70 yıllık çok partili siyasi hayatında yaşadıklarına, özellikle de son sekiz yılına bakmalıdır. Tarih ve vicdan penceresinden bakılırsa bize yapılanların da, bizim yaptıklarımızın da gerisindeki asıl fotoğraf gayet iyi görülecektir.

Türkiye gibi misyon sahibi bir ülkede hiçbir hadise rastgele yaşanmaz. Hiçbir karar tesadüfen alınmaz. Hiçbir eylem bilinçsiz yapılmaz. Biz ne yaptığımızı da, ne için yaptığımızı da, bunun sonucunda nelerin ortaya çıkacağını da gayet iyi biliyoruz. Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak neredeyse 20 yıldır dünyada birlikte çalışmadığımız lider, içinde bulunmadığınız platform, arka planına vakıf olmadığımız hadise kalmadı. Avrupa’nın ve dünyanın en kıdemli lideri olarak tüm bu tecrübeler ışığında ve kurduğumuz güçlü altyapı üzerinde başlattığımız demokrasi ve kalkınma hamlesini sonuçlandırarak büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etmeye çalışıyoruz.

Milletimiz emin olsun ki, bu hedefe çok yaklaştık. Dışarıda ve içeride artan gürültülerin sebebi bu gerçeğin herkes tarafından bilinmesidir. İşte hep birlikte yaşayarak görüyoruz, dünyanın en güçlü sağlık altyapısını biz kurduk. Şehir hastaneleri gibi eşi benzeri olmayan bir modeli hayata geçirdik ve Koronavirüs salgını döneminde bunun meyvelerini toplamaya başladık.

Üretim altyapımızı geliştirmek için ülkemizin her şehrini sanayi bölgeleri ile fabrikalarla donattık, yeniden inşa hareketini devam ettirdik işte bu hafta Eskişehir’de Organize Sanayi’de 52 fabrikanın açılışını yaptık. Bunun yanında 106 tane yine ayrıca fabrika açılışını yaptık. Bunlar kendiliğinden olmuyor, hani bir şey yapılmıyordu? Eskişehir’e git Bay Kemal orada bunların hepsini gör. Ve Çin’den işte dünyanın en önemli markası geldi orada kurutma makinesi, çamaşır makinesi bunun temelini değil, açılışının yaptığımız bir tesisi modern bir şekilde kurduk. Ülkemizde hidroelektrik, termik, doğal gaz, güneş ve rüzgâr santralleri ile donatarak kurulu enerji gücümüzü üç katından fazla artırdık. Çoğalan nüfusa ve üretim kapasitesine rağmen elektrik sıkıntısı çekmeyerek bu yatırımlarımızın meyvelerini toplamaya başladık.

Kara yoluyla, hava yoluyla, demir yoluyla, deniz yoluyla, ulaşım alt yapımıza tarihimizde görülmedik yatırımları yaptık. Dünyanın üretim merkezinin değişmeye başlamasıyla lojistik avantajımızın meyvelerini toplamaya başladık. Ülkemizin her şehrine yaydığımız üniversitelerimizle, yeniden ayağa kaldırmaya başladığımız mesleki ve teknik eğitimimizle, yetişmiş insan kaynağımızı güçlendirdik. Her alanda bunlarında meyvelerini toplamaya başladık.

“EVLATLARIMIZA BIRAKACAĞIMIZ EN BÜYÜK MİRAS OLARAK GÖRDÜĞÜMÜZ 2053 VİZYONU İÇİN GEREKEN TEMELİ ATTIK”

Adam utanmadan, sıkılmadan ‘81 vilayete niçin üniversite kuruyorsunuz?’ diyor. Söyleyeyim sana niçin kurduğumuz, biz 81 vilayetteki evlatlarımızın ülkemizin bir ucundan bir diğer ucuna gitmemesi için bunları kurduk. Ne çileler çekti bu ülkenin evlatları. 76 vilayette üniversite varken şimdi toplam 207 üniversitemiz var, bundan niye rahatsız oluyorsun Bay Kemal, niye bundan rahatsız oluyorsun? Ve 207 üniversiteyle biz şu anda ilim, irfan dağıtıyoruz ve dağıtmaya da devam edeceğiz. Sizin yapamadıklarınızı işte biz yaptık, yapıyoruz.

Bu örnekleri her konuya, her alana, her başlığa yaymak mümkündür. Hep söylediğimiz gibi, biz bugüne kadar sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık. Ülkemizin istisnasız her karış toprağını milletin her ferdini kucaklayan eserlerimiz ve hizmetlerimizle evlatlarımıza bırakacağımız en büyük miras olarak gördüğümüz 2053 vizyonu için gereken temeli attık. Büyük ve güçlü Türkiye’nin siluetinin şekillenmeye başladığı şu dönemde, ülkemizi 2023’te kavşağında yeniden eski düzene, yani siyasi kaos, ekonomik yıkım, sosyal çatışma iklimine döndürmek isteyenler var. Kim bunlar? CHP. CHP deyince de çılgına dönüyorlar. Dışarıda ve içeride tek bir koro hâlinde yürütülen kampanyanın amacı, bizden kurtulmak değil bizim ülkemizin hanesine yazdırdığımız demokrasi ve kalkınma kazanımlarını yok etmektir, dertleri bu.

Bayraklar farklı, lisanlar farklı, çehreler farklı, ifadeler farklı olabilir, ama amaç aynıdır, o da büyük ve güçlü Türkiye, özellikle Türkiye hedefinin önünü kesmektir. Ama onların bilmediği bir şey var, milletimizle birlikte diplomasinin de, siyasetin de, ekonominin de dilini çözeli çok oldu. Buradan bir kez daha tekrarlıyorum, başaramayacaksınız, ya bu ülkenin bağımsızlığını, bu ülkenin vakarını, bu devletin büyülüğünü kabul edeceksiniz ya da nefesiniz tükenene kadar içinde çırpındığınız kibir ve nefret çukurunda debelenmeye devam edeceksiniz.

Dünyayı ve ülkemizi okurken insanlarımızın yaşadığı sıkıntıları asla görmezden geliyor, çözümü için çalışmaktan geri durmuyoruz. Ülkemizin güvenliği ve hedefleri için yedi düvelle mücadele ederken insanımızın sofrasındaki ekmeğinin, aşının, evindeki elektriğinin, doğal gazının, suyunun, kapısındaki aracın yakıtının, içindeki kazancının, kendisi ve ailesi için kurduğu hayallerin de derdiyle dertleniyoruz. Ya utanmadan, sıkılmadan ‘aşı yok’ diyor, ‘evine götürecek ekmeği yok’ diyor. Ya böyle bir yalan olur mu? Kim bunu diyen? CHP’lisi, İP’lisi. Ya bunlar korkulması gereken Yüceler Yücesinden de korkmuyorlar ki, bunlarda edep, hayâ yok.

Öyle diyor şair:

‘Ne aru namusu, ne ırzu hayâ,

Nedama medavu nedamu medavu.’

Ne ar kaldı, ne namus kaldı, ne hayâ kaldı, gelen geçti, gelen geçti, gelen geçti; bunlar böyle, maalesef. “

“KÜRESEL KRİZLERİN ÜSTESİNDEN GELMEKLE PAHALILIĞIN, YOKSULLUĞUN, HAKSIZLIĞIN, ADALETSİZLİĞİN ÖNÜNE GEÇMEK BİZİM AYNI DERECEDE MÜHİMDİR”

Ya şu anda bakıyorsunuz her evde araba var, kapıcısında araba var; şu anda ikinci el araba yetişmiyor zaten, böyle bir durum var. Ya bunları nasıl görmemezlikten geliyorsunuz? Ama bunu televizyon ekranlarından vatandaşa anlatır vatandaşı kandırabilirsiniz, ama bizi kandıramazsınız, biz çünkü hepsinin istatistiklerini tutuyoruz, nerede ne oluyor, ne satılıyor, bunların hepsini gayet iyi biliyoruz.

Ve bir diğer taraftan, Koronavirüs salgınından iklim değişikliğine kadar nice küresel krizin ülkemize etkileriyle uğraşırken kadınlarımızın, gençlerimizin, yaşlılarımızın, işçilerimizin, işverenlerimizin, garip gurebanın sesine de kulağımızı ve kalbimizi açık tutuyoruz. Büyük vizyonlara ve hedeflere odaklanırken, gözümüzün önündeki, burnumuzun dibindeki meselelere sırtımızı dönmüyoruz. Terörle mücadeleyle işsizlikle mücadele bizim için aynı mesabededir. Küresel krizlerin üstesinden gelmekle içerideki pahalılığın, yoksulluğun, haksızlığın, adaletsizliğin önüne geçmek bizim aynı derecede mühimdir. Esasen bunların hepsi de aynı makinenin farklı parçaları gibi birbiriyle yakından ilişkilidir. Hepsini birden hâl yoluna koymazsak yollumuza devam edemeyiz.

Bu dönemdeki talihsizliğimiz, küresel kriz ile ülkemize yönelik saldırıların aynı dönemde zirve yapmış olmasıdır. Salgınla birlikte bozulan küresel ekonomik dengeler yaygın kullanımı olan pek çok ürünün ham maddesinde, üretiminde, dağıtımında çok ciddi fiyat artışlarının yaşanmasına yol açtı. Türkiye bu fiyat artışlarını halkına nispeten en az yansıtan ülkelerin başında geliyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda durum çok daha vahimdir. Bu sıkıntılı sürecin olumsuz etkilerini dünyada önümüzdeki dönemlerde daha fazla göreceğiz.

Türkiye olarak artan üretim ve lojistik gücümüzle yaşanan sıkıntıları kendimiz için bir fırsata dönüştürme yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Tabi bu arada yaşanan fiyat artışları ve diğer sıkıntıların insanlarımızı bunaltmaması için gereken tedbirleri alıyoruz. Tarım ürünlerinde belirlediğimiz oldukça yüksek alım fiyatları bu tedbirlerden biridir. Yine kamu işçi ve memurlarının ücretlerinde yaptığımız artışlarda da bu durumu dikkate alarak çıtayı bir hayli yüksek tuttuk. Elektrik ve doğal gaz fiyatlarındaki maliyet satış oranlarında devlet olarak epeyce ciddi seviyede sübvansiyon yapıyoruz. Sosyal yardım sistemimizi etkin şekilde işleterek geliri olmayan ve çok düşük gelirli vatandaşlarımızı sahipsiz bırakmıyoruz. Önümüzdeki dönemde bu doğrultuda atacağımız ilave adımlarımız olacak.

“SALGIN DÖNEMİNDE FEDAKÂRLIK YAPAN VATANDAŞLARIMIZIN ÜZERLERİNE DAHA FAZLA YÜK BİNMEMESİ İÇİN GEREKEN TEDBİRLERİ ALMAKTA KARARLIYIZ”

Salgın döneminde zaten fedakârlık yapan vatandaşlarımızın üzerlerine daha fazla yük binmemesi için gereken tedbirleri almakta kararlıyız. Maliyetlerdeki yükselişin ötesinde fırsatçılık yapanlara da kusura bakmasınlar göz açtırmayacağız, bu konudaki denetimleri ve müeyyideleri sıkılaştırıyoruz. Geçtiğimiz hafta Meclis’e sunduğumuz yarın Plan Bütçe Komisyonu’ndaki müzakereleri başlayacak 2022 bütçemizi de bu anlayışla hazırladık. Nice krizleri, nice sıkıntıları, nice saldırıları başarıyla geride bırakan ülkemizin bu küresel türbülansın da üstesinden geleceğine inanıyoruz. Bunun için Cumhurbaşkanı olarak, Kabine olarak, tüm yönetim olarak üzerimize düşenleri yapıyoruz, yapmayı sürdüreceğiz. Mesela bu hafta sonu Roma’da yapılacak G-20 Liderler Zirvesi’nde ve ardından Glasgow’da katılacağımız Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde hem gündemdeki konularla ilgili ülkemizin görüşlerini dile getirecek, hem de önümüzdeki fırsatları değerlendirmeye yönelik temaslarda bulunacağız.

Salgın krizinden iklim değişikliğine kadar her hususta ülkemizin küresel sistemdeki söz hakkını ve itibarlı konumunu güçlendirmek için gereken her adımı attık, atıyoruz. Aynı şekilde ülke içindeki sıkıntıları çözmek, her kesimden insanımıza rahat nefes aldırmak için de daha çok çalışacak, daha çok kaynak üretecek, daha çok politikalar geliştireceğiz.

Bugünkü Kabine gündemimizde talimatımızla ülkemizin 58 ilindeki 1585 cem evi ziyaret edilerek hazırlanan kapsamlı bir çalışmayı da görüştük. Aynı şekilde İnsan Hakları Eylem Planı’nda yer alan azınlık vakıflarının seçim usulüyle ilgili hususu da değerlendirdik. Hangi kökene, hangi inanca, hangi meşrebe sahip olursa olsun, Türkiye’nin 84 milyon vatandaşımızın her birinin meselesi bizim meselemizdir. Bu anlayışla millî birlik ve beraberliğimizi güçlendirecek her adımı geçmişte attık, bugün de atmayı sürdüreceğiz.

Özellikle sözlerime son vermeden önce salgın tehdidi tamamen ortadan kalkana kadar tedbirlere riayet etmeyi sürdürmemiz gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum. İleri yaştaki vatandaşlarımız başta olmak üzere herkese gönüllülük esasına göre ikinci ve üçüncü doz aşılarını bir an önce olmalarını tekrar hatırlatıyorum.

Ve bu vesileyle özellikle de bir taraftan malum Ankara’daki AKM’nin olduğu yeri millet bahçesi, millet parkı hâline getirdik ve buranın da açılışını inşallah yapıyoruz ve bunun için de tüm başta Ankaralılar olmak üzere bu açılışta beraberce bulunmayı arzu ediyoruz. Aynı şekilde 29 Ekim’de de İstanbul’umuzda yine AKM’nin açılışını yapacağız, tüm İstanbullular bu açılışa davetli. Gerçekten muhteşem bir eseri İstanbul’umuzda, Taksim’de orada da yine meydana getirdik, inşası bitti, ihyası aynı şekilde İstanbullularla birlikte olacak. Ve o akşamı da İstanbullularla birlikte yaşamak istiyoruz; Ankara, ardından İstanbul.

Sizleri en kalbi duygularla selamlarken Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyor, bu duygularla bir kez daha hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”

Okumaya devam edin
Reklamlar
Dünya36 dakika önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan Azerbaycan’da

Dünya2 saat önce

Yelken’de rüzgar değişmedi. Özlem Akdurak ile yola devam.

Dünya4 saat önce

“Bizim niyetimiz asla kriz çıkarmak değil, ülkemizin çıkarlarını ve egemenlik haklarını korumaktır”

Dünya19 saat önce

Dev yatırımlar | Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eskişehir’deki toplu açılış töreninde konuştu

Dünya20 saat önce

“Türkiye’ye yatırım yapan, Türkiye’nin aydınlık geleceğine güvenen herkes kazanmaya devam edecektir”

Dünya20 saat önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olma hedefimize ulaşacağız

Dünya20 saat önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eskişehir’de “Kadınlarla Büyük Türkiye Yolunda” programına katıldı

Dünya24 saat önce

BİLARDO Federasyonu’nda Başkan değişmedi.

Dünya2 gün önce

TRİATLON FEDERASYONU’nda Başkan yeniden Bayram YALÇINKAYA.

Dünya2 gün önce

HAK-İŞ GENİŞLETİLMİŞ BAŞKANLAR KURULU BAKAN VEDAT BİLGİN’İN KATILIMIYLA TOPLANDI

Dünya4 gün önce

“Afrika’da kapısı çalınmadık dost, yarası sarılmadık gönül, iş birliği yapılmadık ülke bırakmıyoruz”

Dünya4 gün önce

Emine Erdoğan “Türkiye-Afrika Kadın Liderlik Diyaloğu Paneli”ne katıldı

Dünya4 gün önce

ULAŞTIRMA BAKANI KARAİSMAİLOĞLU, PTT’NİN 181. YAŞINI SİRKECİ TARİHİ BÜYÜK POSTANESİ’NDE KUTLADI

Dünya4 gün önce

HAK-İŞ BAŞKANLAR KURULU BAKAN SÜLEYMAN SOYLU’NUN KATILIMIYLA TOPLANDI

Dünya5 gün önce

Modern Pentatlon FEDERASYONU Başkanlığına VELİ Ozan ÇAKIR yeniden seçildi.

Dünya5 gün önce

Emine Erdoğan, Nijerya’da Abuja Yunus Emre Kültür Merkezi’nin açılışına katıldı

Dünya5 gün önce

“Nijerya’nın Afrika kıtasında barışın, istikrarın ve ekonomik kalkınmanın tesisi yönünde gösterdiği çabalar takdire şayandır”

Dünya6 gün önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nijerya Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda

Dünya6 gün önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan; Togo, Burkina Faso ve Liberya Devlet Başkanlarıyla bir araya geldi

Dünya6 gün önce

“Togo ile siyasi, ekonomik, ticari ve askerî alanlarda iş birliğimizi ilerletme arzusundayız”

Dünya7 gün önce

Emine Erdoğan, Togo’da Türkiye Maarif Vakfı Eğitim Kampüsü’nün açılışına katıldı

Dünya7 gün önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Togo Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda

Dünya7 gün önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan Togo’da

Dünya7 gün önce

Özdemir Bayraktar son yolculuğuna uğurlandı

Dünya1 hafta önce

Emine Erdoğan, Angola’nın başkenti Luanda’da Rangel Kadın Mesleki Eğitim Merkezi’ni ziyaret etti

Dünya1 hafta önce

“Afrika kıtasıyla yakın iş birliğimize büyük önem ve anlam atfediyoruz”

Dünya1 hafta önce

“Türkiye olarak kalkınma yolculuğunda dost Angola’nın yanında olmayı sürdüreceğiz”

Dünya1 hafta önce

“Türkiye ve Angola enerji konusunda ciddi iş birliği imkânlarına sahiptir”

Dünya1 hafta önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Angola Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda

Dünya1 hafta önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan Angola’da

Dünya1 hafta önce

“Afrika kıtasıyla ilişkilerimizi ‘kazan-kazan ve eşit ortaklık temelinde’ ilerletmek istiyoruz”

Dünya1 hafta önce

CİMNASTİK Federasyonu DELEGELERİ BAŞKAN SUAT ÇELEN’le devam dedi.

Dünya1 hafta önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Şansölyesi Merkel ile ortak basın toplantısı düzenledi

Dünya2 sene önce

İyi ki varsın Emel USLU ATİK ;

Dünya2 sene önce

Metin Aslım : İş ve Cemiyet Hayatının Sevilen Siması

Dünya2 sene önce

İyi ki varsın Demet PEKER;

Dünya1 sene önce

İyi ki varsın Nalan ÖZKAN

Dünya2 sene önce

“TÜRKİYE İLE JAPONYA ARASINDAKİ DOSTLUK VE YAKIN İŞ BİRLİĞİ TAKDİRLE KARŞILANIYOR”

Dünya7 ay önce

İyi ki varsın Buse ALUÇ

Dünya10 ay önce

Türkiye’nin Genç Patronları ; Ebru ÖZDEMİR

Dünya1 sene önce

ASTOP, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş’e “Üstün Hizmet ve Başarı Beratı” verdi.

Dünya1 sene önce

İyi ki varsın Açelya ELMAS

Dünya6 ay önce

İyi ki varsın Meliha KARAMAN

Dünya10 ay önce

İyi ki varsın Sibel GÖZÜYUKARI

Gündem2 sene önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu

Dünya7 ay önce

İyi ki varsın Ayşegül ABACI

Dünya2 sene önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan,“Ticarette korumacılığın artması, serbest ticaretin sekteye uğraması endişe vericidir”

Dünya2 sene önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan,“G-20 platformu, küresel meselelerin çözümünde daha etkin ve güçlü bir mecra olmalı”

Dünya8 ay önce

İyi ki varsın Burcu KARADAĞ

Dünya8 ay önce

Emel Uslu ATİK’le ZİRVE YOLUNDA

Dünya2 sene önce

“TÜRKİYE İLE JAPONYA ARASINDAKİ İŞ BİRLİĞİNİN DEĞERİ DAHA DA YÜKSELMİŞTİR”

Dünya7 ay önce

İyi ki varsın Filiz AKKAŞ

Dünya2 sene önce

“TÜRKİYE VE JAPONYA’NIN DOSTLUĞU; KÖKLÜ, DERİN VE SAMİMİ”

Dünya10 ay önce

İyi ki varsın Filiz YILDIRIM

Dünya1 sene önce

İyi ki varsın Gül ALCANSOY;

Dünya1 sene önce

İyi ki varsın Beril ÇAVUŞOĞLU

Dünya10 ay önce

Dev yatırımlar | Cumhurbaşkanı Erdoğan, ETİ Maden Lityum Üretim Tesisi Açılış Töreni’nde konuştu

Dünya2 sene önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kyoto’da Ara Güler Fotoğraf Sergisi’ni açtı

Dünya8 ay önce

ULUSLARARASI GİRİŞİMCİLİK VE İNOVASYON ZİRVESİ İSTANBUL’DA GERÇEKLEŞTİ

Dünya1 sene önce

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ahlat Selçuklu Mezarlığı’nı ziyaret etti

Tekne Firmaları Türkiye8 ay önce

İkinci El Tekne ve Yat Firmaları | İSTANBUL | Tekne Tüccarı

Dünya12 ay önce

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu,: Sporun güzel yönüyle yarınlara yürümeye devam edeceğiz

Dünya2 sene önce

“Türkiye’nin haklarını sonuna kadar savunacağız”

Dünya1 sene önce

İyi ki varsın Ali Nihat GÖKYİĞİT

Kiralık Yelkenli2 sene önce

Setmarine yachts |Çeşme Kiralık Yelkenli

Gündem11 ay önce

Gazete ve Dergi Sektöründe Lider Haber Yazılımı

Reklamlar

GAZETE VE DERGİ SEKTÖRÜNDE LİDER HABER YAZILIMI | WEBX TÜRKİYE

Son Dakika Haber