Cumhurbaşkanı Erdoğan, Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hâkimleri Kura Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Son aylarda yargı mensuplarımızı hedef alan, hatta çoğu zaman tehdide varan sorumsuz bir üslubun siyasete hâkim olduğu görülüyor. Bunun sebebi muhatap olunan iddiaların vahameti ve ciddiyetidir. Her fırsatta hâkim ve savcılara parmak sallayarak, tehdit ve taciz ederek adalet sistemini felç etmeye çalışanların en büyük korkusu, adalet önünde maskelerinin düşmesinden duydukları derin endişedir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen, Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hâkimleri Kura Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.
Konuşmasına, törenin ülke, millet ve adalet teşkilatı için hayırlara vesile olmasını dileyerek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitim ve staj dönemlerini başarıyla tamamlayarak mesleğe adım atmaya hazırlanan 712 hâkim, 492 Cumhuriyet savcısı ve 147 idari hâkimi tebrik etti.
Hâlihazırda Türkiye genelinde 2 bin 415’i idari yargıda olmak üzere toplam 25 bin 449 hâkim ve Cumhuriyet savcısının görev yaptığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “25 bini aşkın hâkim ve Cumhuriyet savcımızın 9 bin 812’sini kadın yargı mensuplarımızın teşkil etmesini ayrıca önemli buluyorum. 28. ve 18. dönemde dereceye giren 8 genç arkadaşımızdan 5’inin kadın olması ayrıca takdire şayandır, memnuniyet vericidir. Dönem birincimizin şahsında kendilerini özellikle tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.
“ÖZGÜRLÜKLERİN HERKESE EŞİT UYGULANDIĞI YENİ TÜRKİYE’Yİ HERKES KABULLENECEK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin kadınları hayatın dışına iten demokrasi ayıplarından kurtuldukça çok farklı bir atmosfer yakaladığını vurgulayarak, şöyle devam etti: “Kılık kıyafet yasakları başta olmak üzere önlerinde duran engelleri tek tek kaldırdıkça, büyük memnuniyetle ifade etmek isterim ki, kadınlar kamu bürokrasisinde daha fazla yer almaya, daha görünür olmaya başladı. Ancak bazı çevrelerin bu değişime henüz ayak uyduramadığını görüyoruz. Başörtülü yargı mensuplarımız konusunda edep ve ahlak sınırlarını aşan hazımsızlıklara zaman zaman hepimiz şahit oluyoruz. Akıl, vicdan ve hukukla bağdaşmayan bu tepkileri sadece derin bir teessüf ve taaccüple takip ettiğimizin bilinmesini isterim. Türkiye artık bunları geride bırakmıştır, geride bırakmak zorundadır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Belki biraz zaman alacak, belki biraz hazım problemi çekilecek ama özgürlüklerin herkese eşit uygulandığı Yeni Türkiye’yi inşallah herkes kabullenecek. Bilhassa kadınların kamu-özel ayrımı olmadan, hayatın farklı alanlarında onurluca yer almalarına herkes alışacak. Buradan, ülkemizin dört bir yanında en küçük biriminden en yüksek dereceli mahkemesine kadar mesai mefhumu gözetmeksizin çalışan, çabalayan, milletimizin adalet talebini karşılayan yargı mensuplarımıza ve adalet teşkilatı çalışanlarımıza muhabbetlerimi iletiyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayatını kaybeden yargı mensuplarını rahmetle yâd etti, merhum Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz ile birlikte yargı camiasının tüm şehitlerine rahmet diledi.
Büyük bir heyecanla kura çekimini bekleyen adaylara bir hususu hatırlatmak istediğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sevgili genç kardeşlerim, sizler birazdan çekilecek kuralar neticesinde vazifelerinize başlayacak, memleketin her bir köşesinde adalet neferi olarak görev yapacaksınız. Maaşını alıp köşesine çekilen, mesaisi bitince arabasına binip evine dönen biri olarak değil, adalet için, adaletin tecellisi için vicdanı hür, aklı hür, kalbi hür, birer vatan evladı olarak inşallah fedakârca çalışacaksınız” ifadelerini kullandı.
“ADALET MÜLKÜN TEMELİ OLDUĞU GİBİ DOSTLUĞUN, KARDEŞLİĞİN, BARIŞ VE HUZURUN DA GÜVENCESİDİR”
Şüphesiz mücadelelerin en büyüğünün, hak için verilen vazifelerin en faziletlisinin adalet uğruna yapılanlar olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Sizler, devletimizin adalet neferleri olarak bu mücadelenin kalbindesiniz. İbn Haldun’un veciz ifadesiyle ‘Adalet, halk arasına konulmuş bir terazidir.’ İşte bu terazinin dengesi, eğitimini aldığınız bilgiye dayanan vicdanınızın rehberliğinde, kaleminizden dökülen hükümlerle sağlanacaktır. Talip olduğunuz sorumluluğu layıkıyla ifa etmenin yolu çok çalışmaktan, vicdanlı ve sağduyulu davranmaktan, basiret ve feraset sahibi olmaktan geçiyor. Önünüze gelecek her dosyanın içinde en az bir insanın hikâyesi, en az bir insanın istikbali, umudu, hayalleri ve kaderi olduğunu lütfen unutmayın. Her birinizin bugünden itibaren artık bu yüksek hassasiyetlerle, vazifenizi yerine getireceğinize yürekten inanıyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Duam odur ki, meslek hayatınız boyunca fikrinizde, zikrinizde, hükmünüzde daima adalet olsun. Cenabıallah hepinizin yar ve yardımcısı olsun. Şurası muhakkak ki adalet, devlet ve toplum düzenimizin mihveridir. Varlığı en yüksek fazilet, yokluğu ise toplum hayatı için felakettir. Genceli Nizami, adaletin hayatımızdaki yerini ‘Memleketin direği adalettir her zaman, adalette nasibin saadettir her zaman’ olarak tarif ediyor. Evet, memlekette huzur, refah, saadet ve kalkınmanın köşe taşı adalettir. Bunun için inancımızın da bir gereği olarak ‘Mülk Allah’ındır’ diyor, adaleti de mülkün temeli olarak kabul ediyoruz. Adalet mülkün temeli olduğu gibi dostluğun, kardeşliğin, barış ve huzurun da güvencesidir” diye ekledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, milleti asırlardır maruz kaldığı tehdit ve saldırılardan koruyan en güçlü kalkanın, hiç kuşkusuz, adalete verdiği önem olduğunu belirterek, “Ülkeyi yönetme sorumluluğunu omuzlandığımızda Türkiye’yi eğitim, sağlık, adalet ve emniyet üzerinde yükselteceğimizin sözünü vermiştik. Çok şükür bu sözümüzün arkasında durduk. Geride bıraktığımız 23 yıl boyunca en büyük yatırımları bu alanlara yaptık. En büyük reformları yine bu alanlarda hayata geçirdik” ifadelerini kullandı.
“ARTIK HEM ADLİ HEM DE İDARİ YARGI MAHKEMELERİMİZ DAVALARI ÇOK HIZLI BİR ŞEKİLDE ÇÖZÜME ULAŞTIRIYOR”
Adil ve etkin işleyen, toplumun bütün fertlerine güven veren bir yargı sistemi için reform iradesini ilk günden beri canlı tuttuklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Reform çalışmalarını, toplumsal talep ve ihtiyaçlar temelinde yenilediğimiz strateji belgeleri ve eylem planlarıyla takvime dayalı, süreli hedefler hâline getirdik” dedi.
Bir yandan adalet teşkilatının personel yapısını güçlendirirken diğer yandan yeni mahkemeler ihdas ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Göreve geldiğimizde 26 bin 274 olan adalet personeli sayımız yüzde 262 artışla bugün 95 bin 224’e çıktı. Müstakil adliye binalarımızın sayısı 78’den 391’e yükseldi. 2002’de 9 bin 349 olan hâkim ve savcı sayımız birazdan çekeceğimiz kuralarla birlikte 26 bin 803’e ulaşacak. Adli yargıda faaliyet gösteren mahkemelerimizin sayısını 3 bin 581’den 8 bin 681’e, idari yargıdaki sayıyı ise 146’dan 239’a çıkardık. Sadece son 2,5 yılda adli ve idari yargıda 3 bin 474 mahkeme ve istinaf dairesi kurduk. Yargıda dosyaların kapatılma süresini kısalttık. Bu alanda pek çok Avrupa ülkesini geride bıraktık. Artık hem adli hem de idari yargı mahkemelerimiz davaları çok hızlı bir şekilde çözüme ulaştırıyor” ifadelerini kullandı.
Sadece şu iki istatistiğin bile bu konuda alınan mesafenin görülmesine yardımcı olacağına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Konseyi Adaletin Etkinliği Komisyonu raporlarına göre Türkiye’de İdari Yargı Mahkemelerinde ortalama dosya görülme süresinin 168 gün olduğunu bildirdi.
Bu sürenin Fransa’da 314, Almanya’da 308, İtalya’da ise 574 gün olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bölge idare mahkemelerinde dosyaların görülme süresi ülkemizde 136 gün iken İspanya’da 325, Fransa’da 329, Almanya’da ise 460 gündür. Türkiye bu aşamaya büyük bir özveriyle gelmiştir. Bu olumlu tabloya rağmen önümüzde hâlen uzun bir yol var. İnşallah sizlerle omuz omuza bu yolu da sabırla yürüyeceğiz” diye konuştu.
“DEVLETİ VE TOPLUMSAL DÜZENİ KORUMAK ADALETİ TESİS ETMEKLE MÜMKÜN OLUR”
“Hâkimlik cübbesini giymek ve hüküm makamına oturmak, insanı insan olmaktan kaynaklanan zaaflarından, kusurlarından, noksanlarından tek başına kurtarmaya yetmez” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Hâkimler, savcılar yanılgı nedir bilmeyen hakikat avcıları da değildir. Yargılamaya iştirak edenlerin samimi katkıları olmadan varılacak sonuca, kurulacak hükme hakikatin rengini vermek mümkün olamaz. Bununla birlikte hâkim ve savcılarımızın bugün toplumsal algıda tuttukları yer, onları adaletin merkezi figürü hâline getirmiştir. Takdir edersiniz ki bu oldukça büyük ve ağır bir sorumluluk demektir. Bu mesuliyeti hakkıyla taşımanın yegâne formülü, adalet menziline aklın rehberliğinde, vicdanın nezaretinde yürümektir. Elbette akıl bilgiden beslenmeli, vicdan ön yargıları reddetmelidir. Devleti ve toplumsal düzeni korumak adaleti tesis etmekle mümkün olur.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bekası için üzerine titredikleri hasletlerin, adil devlet, güçlü millet ve özgür birey olduğunu vurguladı.
“İstikbalimizden emin olmak istiyorsak hep beraber bunları korumak ve güçlendirmek mecburiyetindeyiz” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Burada şunu da özellikle hatırlatmak istiyorum. Yargının kendi doğal mecrasındaki işleyişine, siyaset kurumu ve medya dâhil herkesin saygı duyması gerekiyor. İşini yapan, işini doğrulukla, dürüstlükle yapan, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde iyi niyetle yapan yargı mensuplarımıza destek olmalıyız. Ancak ve sadece kararlarıyla konuşabilen yargı mensuplarının sükûneti, zafiyet olarak algılanmamalı, bunu hiç kimse istismar etmemeli” değerlendirmesinde bulundu.
“YARGIYI BİZZAT KENDİLERİ SİYASALLAŞTIRIYOR”
Bu konuda yeterince özenli davranılmadığının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Özellikle son aylarda yargı mensuplarımızı hedef alan, hatta çoğu zaman tehdide varan sorumsuz bir üslubun siyasete hâkim olduğu görülüyor. Bunun sebebi, muhatap olunan iddiaların vahameti ve ciddiyetidir. Her fırsatta hâkim ve savcılara parmak sallayarak, tehdit ve taciz ederek adalet sistemini felç etmeye çalışanların en büyük korkusu, adalet önünde maskelerinin düşmesinden duydukları derin endişedir. Hukukun temel prensiplerinden biri şudur: rüşvet, irtikâp, ihaleye fesat karıştırma gibi nitelikli suçların işlendiğine dair yeterli suç şüphesine ulaşan savcılık makamı için kamu davası açmak bir tercih değil, yasal bir mecburiyettir. Her fırsatta yargıya parmak sallayanların öncelikle bu hukuk kaidesini öğrenmelerinin şart olduğuna inanıyorum. Yargıya ‘siyasallaştı’ ithamında bulunanlar aslında çirkin üsluplarıyla yargı mensuplarımızı tartışmaların içine çekerek, yargıyı bizzat kendileri siyasallaştırıyor.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bunu son derece tehlikeli bulduğumu burada ifade etmek isterim. Hukuk devletini korumak ve adalet idealini yaşatmak sadece yargı mensuplarının, sadece hukuk insanlarının değil, siyasetçi ve gazetecisiyle hepimizin müşterek görevidir. Kabahati sürekli başkalarında arayanlar, çıkarlarına dokunulduğunda üsluplarını kirletenler, artık yargıyı ve işini yapan yargı mensuplarını hedef göstermekten vazgeçmelidir. Her fırsatta vurguluyorum, bugün tekrar ifade ediyorum. Hukukun önünde herkes eşittir. Kimse layüsel değildir. Hukuk devletinde suç işleme imtiyazına sahip sınıflar yoktur ve olamaz. Hukuk ancak meşru çıkarı ve hakkın ali hatırını korur. Bizim de sorumluluğumuz hukukun işlemesine yardımcı olmak, adaletin tecellisine katkı sunmaktır. Adalet ve hukuk sadece mahkemelerin kararlarıyla değil, toplumun her kesiminin hukuka ve adalete sahip çıkmasıyla sağlanabilir. Biz tam 23 yıldır işte bunu yapmanın derdindeyiz. Bundan sonra da demokrasiden, hukuktan, adaletten, özgürlüklerden ödün vermeden çalışmaya devam edeceğiz. Genç hukukçularımızın meslek hayatları boyunca omuzlarında taşıdıkları bu ağır yükün bilinciyle hareket edeceklerine inanıyorum. Rabb’im hepinizin yar ve yardımcısı olsun.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kura töreninin hayırlı olmasını dileyerek, dereceye giren tüm gençleri tebrik etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “İster piyasa manipülasyonuyla, ister borsa oyunlarıyla, ister belediyelerde yaşandığı gibi apaçık yolsuzluk yaparak olsun, her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur. Kimse bizi başkalarıyla karıştırmasın” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı.
Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Kabinemizin 72. toplantısını az önce tamamladık. Toplantımızda ilk olarak güvenli okul ikliminin inşası ve güçlendirilmesine yönelik hususları istişare ettik. Biliyorsunuz geçen sene yaşadığımız üzücü hadiseler sebebiyle okullarımızın güvenliğini artıracak ek önlemleri uygulamaya koymuştuk. Bugün hem bunları tekrar gözden geçirdik, hem de alınabilecek ilave tedbirleri görüştük.
Bu vesileyle geçen hafta Manisa-Turgutlu’da meydana gelen menfur olaydan etkilenen çocuklarımıza tekrar geçmiş olsun diyor, tedavileri devam eden üç evladımıza Rabbimden acil şifalar niyaz ediyorum.
Yine bugün öğle saatlerinde Osmaniye’de yeğeni tarafından katledilen öğretmenimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.
“81 İLİMİZİN GELECEĞİNİ ESERLERLE, YATIRIMLARLA, PROJELERLE AYDINLATMAYA DEVAM EDİYORUZ”
Değerli arkadaşlar; son toplantımızdan bu yana yine yoğun bir mesaiyle ülkemize ve aziz milletimize aşkla hizmet etmeyi sürdürdük. İçeride toplu açılış törenleri, dışarıda uluslararası toplantılarla Türkiye’yi dünyada hak ettiği yere getirmenin mücadelesini verdik. Özellikle dış politika kulvarında dolu-dolu geçen bir gündemimiz oldu.
8 Eylül’de üst üste ikinci kez Avrupa Şampiyonu olarak milletimize büyük bir gurur yaşatan Filenin Sultanlarını Külliyemizde misafir ettik. 3 yıl önce Belçika’da ulaştığımız zaferi bu kez kendi evimizde hem de muhteşem bir geri dönüşle tekrarlayan A Millî Kadın Voleybol Takımımızı şahsım ve milletim adına bir kez daha gönülden tebrik ediyorum.
Aynı şekilde 2026 Avrupa Boks Şampiyonası’nda 70 kiloda altın madalya kazanan millî boksörümüz Busenaz Sürmeneli’yi kutluyor, başarılarının artarak devam etmesini diliyorum.
Elde ettikleri önemli başarılarla millî sporcularımız 86 milyonun göğsünü kabartırken, biz de 81 ilimizin geleceğini eserlerle, yatırımlarla, projelerle aydınlatmaya devam ediyoruz. Milletimizin bize yüklediği emanet her anımızı, her günümüzü Türkiye için seferber etmemizi zorunlu kılıyor. Biz de bu mukaddes emanetin hakkını en güzel şekilde vermenin gayretindeyiz.
11 Eylül’de hem inşası tamamlanan yatırımlarımızın açılışını yapmak, hem de yeni eserlerimizin temellerini atmak üzere baba ocağımız Rize’deydik. TOKİ konutlarımızdan millet bahçelerimize, yeni işyerlerinden okul ve öğrenci yurtlarına, kültür ve sanat merkezlerinden ve spor tesislerine tam 26 projemizi Rizeli vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Kısa süre içerisinde nihayete erecek 3 yeni yatırımın da temellerini attık. Toplam değeri 10 milyar lirayı aşan bu eser ve yatırımların Rize’mize ve ülkemize bir kez daha hayırlı olmasını temenni ediyorum.
“2 BİN 820 METRE UZUNLUĞUNDAKİ DÖRDÜNCÜ ANA PİSTLE HAVALİMANIMIZIN TOPLAM PİST SAYISI 6’YA ÇIKTI”
13 Eylül’de ise şehir hastanemizin kurdelesini kesmek üzere istiklal meşalemizin ilk yakıldığı şehir olan Samsun’umuzu ziyaret ettik. 234 bin metrekare alanda inşa ettiğimiz Samsun Şehir Hastanemiz, 1.458 yatak kapasitesi, 230 yoğun bakım yatağı, son teknolojiye sahip 40 ameliyathanesi, 320 poliklinikle şehrimize hizmet verecek. Toplam 17 milyar liralık bu muazzam yatırımın Samsun’umuz, bölgemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, emeği geçenleri tebrik ediyorum.
18 Eylül’de İstanbul’a yeni bir eser daha kazandırmanın kıvancını yaşadık. Muhalefetin, “buraya uçak inmez” dediği İstanbul Havalimanımız açıldığı ilk günden bu yana biliyorsunuz rekora doymuyor. Kuş uçmaz, kervan geçmez, böyle bir yerde havalimanının ne işi var diyerek kara çaldıkları bu eser geçtiğimiz yıl 84,5 milyon yolcuya ev sahipliği yaptı. Nisan 2025’te üçlü bağımsız paralel pist operasyonunu hayata geçirmiştik. Böylece havalimanımız dünyada ikinci, Avrupa’da ise ilk kez aynı anda üç pistten bağımsız iniş-kalkış yapılabilen merkezler arasına girmişti. Bunu hizmete verdiğimiz dördüncü ana pistle daha da güçlendirmiş olduk. 890 milyon euro yatırım değerine sahip 2 bin 820 metre uzunluğundaki dördüncü ana pistle havalimanımızın toplam pist sayısı 6’ya çıktı. Bekleme sürelerini kısaltan, yakıt, zaman ve emisyon tasarrufu sağlayan, olumsuz hava şartlarında bile iniş-kalkış emniyetini üst seviyeye çıkartan yeni pistimizin de hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.
Kıymetli basın mensupları; Gaziler Gününü idrak ettiğimiz 19 Eylül’de şehit yakınlarımız, gazilerimiz ve gazi yakınlarımızın kamu kurumlarına atamalarını gerçekleştirdik. Yeni görevlerine başlayan 571 kardeşimizle birlikte kamuda istihdam edilen şehit yakını, gazi ve gazi yakını sayısını 53 bin 179’a yükselttik. Bir defa hepimiz şunun çok net farkındayız: İstiklal ve istikbalimiz için serden geçen şehitlerimizin, birlik ve beraberliğimiz için bedel ödeyen gazilerimizin, nice acıya, zorluğa göğüs geren şehit yakınlarımızın hakkını hiçbir zaman tam olarak ödeyemeyiz. Bununla birlikte devlet olarak imkânlarımız nispetinde elimizden gelenin en iyisini yapmaya özellikle gayret ediyoruz. Şehitlerimizin emanetine gözümüz gibi bakmaya, hayata geçirdiğimiz düzenlemeler ve attığımız adımlarla şehit ailelerimiz, gazilerimiz ve gazi yakınlarımızın hayatını kolaylaştırmaya inşallah devam edeceğiz.
Buradan yeni atanan kardeşlerimize milletimize hizmet yolunda Cenab-ı Allah’tan başarılar temenni ediyor, şehitlerimizi rahmetle yâd ediyorum. Tahriklere kapılmayarak o vakarlarını, o metanetlerini, hepimize örnek olan o asil duruşlarını bozmayan tüm şehit ailelerimizden Allah razı olsun.
“GÜVEN VE REFAHIN HÂKİM OLDUĞU YENİ BİR DÜZENİN REÇETESİNİ BEŞ MADDE HÂLİNDE DÜNYA İLE PAYLAŞTIK”
Sevgili vatandaşlarım; 20 Eylül’de Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’na katılmak üzere New York’a gittik. Bu sene “Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümü Yönetmek” temasıyla düzenlenen görüşmelerin ikinci gününde 16. kez Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitap ettim. Konuşmamızda daha adil, temsil gücü yüksek, güven ve refahın hâkim olduğu yeni bir düzenin reçetesini beş madde hâlinde dünya ile paylaştık. Filistin, Rusya-Ukrayna ve İran başta olmak üzere çevremizde yaşanan savaş ve çatışmaların çözümüne ilişkin kanaatlerimizi dile getirdik. İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’da estirdiği devlet terörü yine gündemimizin en üst sırasındaydı. Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmut Abbas, maalesef bu sene de vize engeli sebebiyle Genel Kurul’a bizzat hitap edemedi. Kelimeleri buram-buram kan kokan savaş suçluları yalanlarını sıralamak için Birleşmiş Milletler kürsüsünde kendilerine yer bulurken, Sayın Abbas’ın orada olamaması insanlık adına utanç verici bir durumdur. Bu adaletsizliğin vicdanları kanattığını bir kez daha belirtmek istiyorum. Tabii biz o gün orada sadece milletimiz adına değil, aynı zamanda Filistinli mazlumlar, Lübnanlı masumlar adına da konuştuk. Bundan geri adım atmayacağız. İnsanlığa karşı suç işleyenler, 74 bin Gazzeli kardeşimizin kanını dökenler, Lübnan’dan Suriye’ye bölgemizde terör estirenler hukuk önünde hesap verene kadar duruşumuzu asla bozmayacak, hakkı haykırmaya, hakikatleri söylemeye cesaretle devam edeceğiz.
Burada şunun da bilinmesinde fayda görüyorum: Bugün geçmişe kıyasla daha güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti var. Bugün geçmişe kıyasla istikbaline daha umutla bakan, etrafına güven aşılayan, dostlarının güven duyduğu bir Türkiye Cumhuriyeti var. En önemlisi de bugün içeride bin yıllık kardeşlik hukukunu tekrar tesis eden, dışarıda komşularıyla tekrar kucaklaşan bir Türkiye Cumhuriyeti var. Büyük düşünen, büyük adımlar atan, büyük hedefler belirleyip o hedeflere azimle ilerleyen bir devletiz. Allah’ın izniyle bu yolu sonuna kadar sabırla yürüyeceğiz.
Aziz milletim; bundan beş sene önce ülkemize kazandırdığımız Birleşmiş Milletler’in tam karşısındaki Türkevimiz yine diplomasinin kalbinin attığı bir merkez oldu. Birçok devlet ve hükûmet başkanını Türkevi binamızda misafir ettik. New York’ta bulunduğumuz süre zarfında toplam 17 devlet ve hükûmet başkanıyla ikili görüşmeler gerçekleştirdik. Sayın Trump’ın daveti üzerine Amerika ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin katıldığı toplantıya iştirak ederek bölgede barış ve istikrarın yeniden tesisine yönelik kanaatlerimizi paylaştım. Amerikan iş çevreleriyle bir araya gelerek ülkemizdeki yatırım fırsatlarını değerlendirdik. Türk-Amerikan Müslüman toplumunun yer aldığı programda farklı eyaletlerde yaşayan vatandaşlarımızın yanı sıra Amerika’daki dost ve kardeşlerimizle de hasret giderdik. Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu vesilesiyle gerçekleştirdiğimiz temas, görüşme ve toplantıların ülkemiz, milletimiz ve mazlum coğrafyalar için bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum.
26 Eylül’de 21. MÜSİAD Expo Uluslararası Ticaret Fuarı ve 29. Uluslararası İş Forumu’nun kapanış törenine iştirak ettik. Hem fuarın, hem de iş forumunun yeni ortaklıklara kapı aralamasını ümit ediyor, MÜSİAD’ımızı gayretlerinden ötürü tebrik ediyorum.
“TÜRKİYE’NİN FİNANSAL SİSTEMİ GÜÇLÜDÜR”
Değerli basın mensupları, kıymetli arkadaşlar; bugünkü kabine toplantımızda 17 Eylül’den beri gündemde olan fon konusunu etraflıca değerlendirme fırsatı bulduk. Adalet Bakanımız ile Hazine ve Maliye Bakanımız kapsamlı birer sunum yaptılar. Şimdiye kadar atılan adımlarla ilgili kabine üyelerimizi bilgilendirdiler. Malumunuz bu meseleye nasıl yaklaştığımızı New York dönüşü yaptığımız basın toplantısında kamuoyumuza ilan etmiştik. Ama şunu bugün bir kere daha açık açık ifade etmek isterim: İster piyasa manipülasyonuyla, ister borsa oyunlarıyla, ister belediyelerde yaşandığı gibi apaçık yolsuzluk yaparak olsun, her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur. Kimse bizi başkalarıyla karıştırmasın. Kimse bizi milyarlarca liralık yolsuzlukları savunmak için meydan-meydan, şehir-şehir dolaşanlarla mukayese etmesin. Biz onlara benzemeyiz. Bizim kırmızı çizgimiz, aziz milletimizdir. Milletimiz söz konusu olduğunda da tavrımız bellidir. Biz ne hak yeriz, ne de vatandaşın hakkının yenilmesine göz yumarız. Hele hele başkaları gibi hak yiyenleri savunma yoluna asla gitmeyiz. Aramızdaki fark işte budur. Söz konusu insanımızın huzuru ise, söz konusu 86 milyonun ekonomik güvenliği, refahı, kalkınması ise bunda en küçük bir tereddüt göstermeyiz. Bu konudaki kararlılığımızı şüpheye mahal vermeyecek biçimde zaten ortaya koyduk. Sermaye piyasalarımızda yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ekonomi kurmaylarımız diğer sorumlu birimlerimizle koordinasyon içinde yoğun bir mesai ile çalışmaktadır. Biz de ilgili arkadaşlarımızla istişare hâlinde gerekli adımların atılmasını süratle temin ediyoruz.
Burada şu gerçeği tekrar hatırlatmak istiyorum: Türkiye, bugün 2 trilyon dolara yaklaşan bir ekonomik büyüklüğe sahiptir. Türkiye’nin finansal sistemi güçlüdür. Yaşanan sorun, fon piyasasının sınırlı bir bölümünde meydana gelmiştir. Finansal sistemimize sirayet etmiş herhangi bir risk mevzu bahis değildir. Türk sermaye piyasası dayanıklıdır. Temelleri sağlamdır. Bu sınamanın üstesinden rahatça gelecek kapasiteye de hamdolsun ziyadesiyle sahiptir. Her kim aksini iddia ediyorsa, Türkiye borsasına, Türkiye ekonomisine, Türk halkına çok büyük bir haksızlık yapmış olur. Sırf siyasi mevzi kazanmak uğruna muhalefet figürleri dahil hiç kimsenin ekonomimize zarar vermeye, yatırımcıları tedirgin etmeye hakkı yoktur.
Şu noktanın da altını özellikle çiziyorum: Hiçbir sebep yabancı basın kuruluşlarına yazılar yazarak kendi ülkesini kötülemenin gerekçesi olamaz. Şikâyet mektuplarıyla Batılı ağababalarından yardım dilenen zihniyeti bugün bir kez daha milletimizin derin irfanına havale ediyorum. Böyle bir zihniyetten ülkeye de, millete de hiçbir fayda gelmez. Bizim son 25 senedir olduğu gibi, bugün de uğruna canımız feda dediğimiz Türkiye’nin itibarını artırmaktan, ferdi olmaktan her zaman iftihar ettiğimiz Türk milletini tüm dünyada layıkıyla temsil etmekten, 86 milyonun hak ve hukukunu korumaktan başka bir derdimiz yoktur ve olmayacaktır.
“PİYASA BOZUCU EYLEMLERE GİRİŞTİĞİ TESPİT EDİLENLER HUKUK ÖNÜNDE BUNUN HESABINI VERECEKTİR”
Sevgili vatandaşlarım; sermaye piyasalarının doğası gereği son derece dikkatli hareket ediyoruz. Kapatılan fonların tasfiye süreciyle ilgili çalışmalar titizlikle yürütülüyor. Gerek fonlar, gerek hisse senetleri üzerinden oynanan, çevirip haksız kazanç elde edenler hakkında gerekli soruşturmalar yapılıyor. Fonlar vasıtasıyla piyasa bozucu eylemlere giriştiği tespit edilenler hukuk önünde bunun hesabını verecektir.
Tabii burada bir diğer kritik husus, benzer bir sorunun tekrar yaşanmasının önüne geçilmesidir. Bununla ilgili çalışmaları da yapıyoruz. Sermaye piyasalarımızın işleyişini çok daha sağlıklı hâle getirecek idari ve hukuki düzenlemeleri inşallah süratle hayata geçireceğiz. Şundan herkes emin olsun, müsterih olsun: Devletimizin ilgili kurumları yoğun bir mesai içindedir. Yarın ekonomi kurmaylarımızla ve sorumlu kurumlarımızın yöneticileriyle bir araya geleceğim. Sermaye piyasası kurulları içinde, hukuk devleti sınırları dâhilinde, maşeri vicdanın rehberliğinde gereken her türlü adım atılacaktır.
Bu düşüncelerle Kabine Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımı bir kez daha saygıyla selamlıyorum.
Son olarak bu akşam UEFA Uluslar Ligi’nde İtalya’ya karşı mücadele edecek A Millî Futbol Takımımıza yürekten başarılar diliyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz, unutulmasın ki; yapanın yanına kâr kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkûmdur” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin New York şehrinde Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu görüşmelerinde katılımcılara hitap etti.
Konuşmasına BM’nin 81’inci Genel Kurulu’nun başta mazlumlar olmak üzere, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyerek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul Başkanlığını tamamlayan Annalena Baerbock’a teşekkür etti, başkanlık görevini devralan Khalilur Rahman’a da başarılar diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 10 yıldır BM Genel Sekreterliği görevini yürüten Antonio Guterres’e de çabalarından dolayı teşekkür etti.
Bir üzüntüsünü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: “Üye ülkelerin kahir ekseriyetinin resmen tanıdığı Filistin Devleti’nin değerli Başkanı Sayın Mahmud Abbas, üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor. Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık, vicdanları yaralamaktadır. Bilinmesini isterim ki, Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin Devleti’nin sesi olacak, Filistin halkının mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle, bugün bir kez daha Filistin Devleti’ni henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.
“GAZZE’DE ÇOĞU ÇOCUK VE KADIN 74 BİN KARDEŞİMİZ İSRAİL’İN DEVLET TERÖRÜNÜN KURBANI OLDU”
26 Haziran 1945’te Birleşmiş Milletler Antlaşması imzalanırken üye ülkeler büyük bir umutla şunları deklare etmişlerdi: ‘Biz Birleşmiş Milletler halkları, bir insan ömrü içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, adaletin korunması ve antlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları oluşturmaya, iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye karar verdik’ demişlerdi. Anlaşmanın üzerinden 81 yılı aşkın bir süre geçti ama insanlık hâlen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor.”
Öyle çok uzağa gitmeye gerek olmadığını, sadece son bir yıldaki tabloya göz atmanın kâfi olacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bakınız geride bıraktığımız 12 ay, 60’ı aşkın çatışma ve savaşla, son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti” dedi.
Gazze’den Ukrayna ve Rusya’ya, Myanmar’dan Darfur’a, İran’dan Lübnan’a 250 bin insanın hayatını kaybettiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşadı. Yüz binlercesi doğduğu, büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Yalnızca Gazze’de son üç yılda çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz İsrail’in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı hâlen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor, eşlerinin, çocuklarının, anne-babalarının naaşlarını çıkarıyor” diye konuştu.
İsrail’in saldırılarında ellerini ve ayaklarını kaybeden masum çocukların tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalıştığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze’deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70’inden fazlasının hizmet veremediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak, bu kürsüde içim parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım; Gazze, bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir. Aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir. Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Başkan (Donald) Trump’ın gayretleri ve bizim de dâhil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1500’ü aşmıştır. Filistin Direniş Hareketi, barış planının ikinci aşamasına geçişi kabul ettiği hâlde İsrail Hükûmeti, işgali durdurmaya yanaşmıyor. Batı Şeria’da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor.”
“BARIŞ VE GÜVENLİĞİ KORUMAK İÇİN KURULAN BM, GÖREVİNİ İCRA EDEMEZ HÂLE GELMİŞ, GETİRİLMİŞTİR”
Kudüs’te, Müslüman ve Hristiyanların kutsal mekânlara erişiminin engellendiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hepimizin ortak girişimi olan UNRWA yok edilmek isteniyor. Bugün kalbimle kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın, kimse gücenmesin, alınmasın. Bu, Tayyip Erdoğan’ın şahsi meselesi değildir. Bu, insani bir meseledir, hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde insanlık olan, yüreğinde merhamet, şefkat olan, insaf ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.
Hepimizi sarsması gereken bu manzaranın bize anlattığı şudur; bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, bu görevini icra edemez hâle gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir. Teşkilat, kan kaybetmeye devam etmektedir. Filistin’de, Lübnan’da, Sudan’da ve diğer kriz bölgelerinde umutlarını Birleşmiş Milletlere bağlamış olanlar, derin bir hayal kırıklığı içindedir.”
Bir gün herkesin, insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacağına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün kendimizi güven içinde, refah içinde, esenlik içinde hissedebiliriz. Çatışma bölgelerinden, kriz bölgelerinden uzakta konfor içinde yaşayabiliriz. Fakat yarın ne olacağını, başımıza ne geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bunun için uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki Genel Kurul temasını fevkalade isabetli buluyorum” ifadelerini kullandı.
BM Genel Sekreteri’nin BM80 Girişimi dâhil bu yönde sarf ettiği samimi çabaları desteklediklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu reform iradesinin müteakip Genel Sekreter döneminde de sürdürülmesini beklediklerini söyledi.
Birleşmiş Milletler’e olan güvenin gerçekten artırılmak istenmesi durumunda yapılması gerekenlerin belli olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Gazze’de çocuklar güven içinde olacak. Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları değil; özgürce süzülen uçurtmaları görecek. Lübnan’da çocuklar gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri, vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek. Afrikalı kardeşlerimiz, geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak. Birleşmiş Milletler’e güven ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir. 190’dan fazla ülkenin iradesinin beş ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi, ‘dünya beşten büyüktür’ ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir.”
“CEZASIZLIĞIN SIRADANLAŞTIĞI BİR ULUSLARARASI SİSTEM ÇÜRÜMEYE MAHKÛMDUR”
Bir yandan hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmaları gerekirken, diğer yandan daha adil bir düzenin inşası gibi meşakkatli ancak ulvi bir sorumluluk taşıdıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu noktada bazı temel prensipleri sizlerle burada paylaşmak istiyorum: Evvela uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz, unutulmasın ki; yapanın yanına kâr kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkûmdur. İkinci olarak, uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada, yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Türkiye olarak, bu ilkeyle hareket ettiğimiz, Karadeniz Tahıl Koridoru gibi her konuda netice aldık; hem bölgesel hem küresel güvenliğe katkı sunduk. Üçüncü olarak, iş birliğini ve açık diplomasiyi devletlerarası münasebetlerin merkezine koyan bir anlayışı mutlaka yeniden tesis etmeliyiz. Güvensizlik üzerine bina edilen bir siyaset anlayışının kazananı olmadığını tarih bize acı tecrübelerle pek çok defa göstermiştir. Dördüncü olarak, dünya genelinde gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz. Biz, bunun yolunun ortak kalkınma, dayanışma ve bağlantısallıktan geçtiğine inanıyoruz. Birbirine yollarla, ticaretle, enerji hatları ve ortak üretimle bağlanan toplumlar, eninde sonunda huzur ve istikrarda da birleşecektir. Son olarak, insan merkezli teknoloji anlayışını hâkim kılarak, teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Bilinmelidir ki tekno kutuplaşma ve dijital hegemonya, ne Birleşmiş Milletler merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak bu ilkeleri sadece dile getirmekle kalmadıklarını, attıkları her adımda daha adil ve insani bir uluslararası sistemin arayışında olduklarını belirterek, şunları kaydetti: “Bölgesel sahiplenme anlayışıyla Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğumuz Savunma İttifakı hem aramızdaki dayanışmayı perçinliyor hem de bölgemizdeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçlıyor. Körfez’de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle yürüttüğümüz çabalarımız sürüyor. Buradaki çatışmaları civar bölgelere yaymak gibi tehlikeli bir girişimin kimseye faydası olmadığının altını önemle çiziyorum. Gazze’de ise bir yıl evvel Şarm El-Şeyh’te attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze’nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Bu konuda sizleri, İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya çağırıyorum. Şunu artık herkes anlasın ve kabul etsin: Filistin Devleti’ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti’nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz.”
“KARDEŞ SURİYE HALKININ YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Suriye’nin 14 yıllık zulmün ardından 8 Aralık Devrimi ile yeni bir yola girdiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Cumhurbaşkanı (Ahmed) Şara’nın liderliğinde Suriye’nin her türlü iç ve dış tahrike rağmen güvenli, huzurlu bir ülke olma hedefine doğru ilerlediğini görüyoruz. Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.
Irak’la ilişkilere de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Bir diğer komşumuz Irak’ta, devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim edilmesi çabalarına desteğimiz tamdır. Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere bölgemizin refahını artıracak stratejik ulaştırma ve enerji projelerinde Irak’la iş birliği içerisinde çalışıyoruz. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ise Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü sağlanarak sona ermesi samimi arzumuzdur. Karadeniz’de seyrüsefer emniyetinin yeniden tesisi, gıda güvenliğinin temini ve savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz’de ticari gemilere yönelik son saldırıların, kim tarafından yapılırsa yapılsın, kabul edilemez olduğunu bilhassa vurguluyorum.”
“KIBRIS TÜRK HALKININ EGEMEN EŞİTLİĞİ VE EŞİT ULUSLARARASI STATÜSÜ TESCİL EDİLMELİ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğine inandıklarını dile getirerek, “Ege ve Doğu Akdeniz’de mevcut meselelerin iyi komşuluk ilişkileri temelinde ve uluslararası hukuka uygun biçimde çözülmesini arzu ediyoruz. Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz, müşterek bir zemin oluşturulmasına katkı yapacaktır. Bu vesileyle Birleşmiş Milletler Genel Kurullarında yaptığım çağrıyı bugün bir kez daha tekrarlıyorum: Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin gelişen savunma sanayisiyle, şoklara karşı dirençli ekonomisiyle çatışmaların ortasında istikrar adası olmayı sürdürdüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemiz, Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak kıtanın refah ve güvenliğinin temininde önemli roller üstlenmektedir” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Temmuz ayında başarıyla ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara Zirvesi, ortak güvenliğimize ilişkin kararlılığımızın somut bir nişanesi olmuştur. Türkiye’nin güvenlik mimarisinin dışında bırakıldığı bir Avrupa’nın daha güçlü, daha güvenli olması, açık söylüyorum, mümkün değildir. Avrupa Birliği ile geleceğimizi işte bu stratejik vizyonla şekillendiriyoruz. Aynı vizyonu AB’den de bekliyoruz. Balkanlar, bizim güçlü tarihi, kültürel ve beşeri bağlarımızın olduğu bir bölgedir. Balkan Barış Platformu’nda iş birliğimizi derinleştirecek ortak adımlar atıyoruz. Güney Kafkasya’ya bakışımız da son derece nettir: Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın tesisini temenni ediyoruz. Sayın (İlham) Aliyev ile Sayın (Nikol) Paşinyan’ın ortaya koydukları çözüm iradesini takdirle karşılıyor, destekliyoruz. Ermenistan ile yürüttüğümüz normalleşme sürecini de kararlılıkla ilerletiyoruz.”
“TÜM İHTİLAFLARIN, İLGİLİ BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ŞARTI VE KARARLARI ÇERÇEVESİNDE DİYALOGLA ELE ALINMASI ÖNEMLİDİR”
Türk Devletleri Teşkilatı’nın yıldan yıla güçlenen örnek bir bölgesel iş birliği modeli hâline geldiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Ekim’de Ankara’da yapılacak 13’üncü Liderler Zirvesi’nin Teşkilatın önünde yeni kapılar, yeni ufuklar açacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, aralık ayında Libya’da düzenleyecekleri 4’üncü Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi’nin 20 yılı aşkın süredir geliştirdikleri kurumsal ortaklıklarının sembolü olduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Güney Asya’da Keşmir meselesi dâhil tüm ihtilafların, ilgili Birleşmiş Milletler Şartı ve kararları çerçevesinde diyalogla ele alınması önemlidir. Yapıcı hareket edildiği takdirde her türlü sorunun çözümü mümkündür. Aynı durum Afrika kıtasındaki gerilimler için de geçerlidir. Sudan’da ateşkes ve kalıcı barış çabalarına, Somali’de güvenlik, kalkınma ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gayretlerine desteğimiz tamdır. Libya’da istikrar ve sükûnetin korunması önceliğimizdir. Gündemdeki uzlaşı sürecinin, Libyalıların liderliği ve sahipliğinde yürütülmesi zaruridir. Biz de Türkiye olarak bu sürecin başarısı için desteğimizi sürdürüyoruz. Öte yandan, Yeniden Asya Girişimi’mizle, Asya-Pasifik’teki ortaklarımızla ilişkilerimizi geliştirmeye devam ediyoruz. ASEAN ile ilişkilerimizin Diyalog Ortaklığı düzeyine yükselmesini, bu yaklaşımın somut bir neticesi olarak görüyoruz. Aynı şekilde Latin Amerika ve Karayip ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı saygı, ortaklık ve kazan-kazan anlayışıyla geliştiriyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, herkesin rızkını, yaşam kaynağını tabiattan aldığını ancak dünyanın çevre ve iklim noktasında ciddi tehditlerin eşiğinde bulunduğunu belirtti.
Hava, su ve toprağın yanında birçok canlının iklim değişikliğinden etkilendiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, gelişmekte olan ülkelerin ve Pasifik bölgesinin iklim krizini iliklerine kadar yaşarken, ihtiyaç duydukları finansmana erişimde ciddi zorluklarla karşılaştıklarına dikkati çekti.
Bu yıl kasım ayında Antalya’da COP31 Zirvesi’ne ev sahipliği yapacaklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Zirvede özellikle iklim adaletinin öne çıkarılmasını sağlayacağız. Avustralya ile geliştirdiğimiz ortaklıkla, COP31’i finansman taahhütlerinin yerine getirildiği, teknoloji transferinin hızlandırıldığı ve verilen sözlerin somut adımlara dönüştüğü bir ‘Uygulama COP’u, özellikle COP31’i bizler için tüm dünyada birleştiğimiz bir birliktelik hâline getirecektir. Bu fırsattan istifadeyle sizleri COP31 Liderler Zirvesi’ne davet ediyorum.
Eşim Emine Erdoğan’ın 2017’de ‘Dünya ortak evimizdir’ diyerek başlattığı Sıfır Atık Hareketi o günden bugüne küresel bir farkındalık seferberliğine dönüştü. Şurası bir gerçek ki iklim kriziyle mücadelenin kuşkusuz pek çok yolu vardır. Sıfır Atık Hareketi, tüm bu yolların birleştiği en sağlam köprüdür. Sizlerin de desteğiyle bu köprünün daha da güçleneceğine inanıyorum.”
“KÜRESEL GIDA GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASINA HER TÜRLÜ KATKIYI YAPMAYA HAZIRIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iklim değişikliği kadar büyük bir başka tehlikenin de tüketim hırsıyla israf kültürünün yaygınlaşması olduğunu söyledi.
Dünyada her yıl 5,8 trilyon tabak yemeğin çöpe gittiğine, 2 milyar tonun üzerinde gıdanın israf edildiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir tarafta tonlarca yemeğin çöpe atıldığı, diğer tarafta yüz milyonlarca insanın çöpten yemek topladığı bir dünyada adaletten bahsedilemez. Türkiye olarak gerek israfın önlenmesi çalışmalarına gerekse küresel gıda güvenliğinin sağlanmasına her türlü katkıyı yapmaya hazırız. Bu anlayışla Dr. Mehmet Mehdi Eker’i Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı Genel Direktörlüğüne aday gösterdik. Desteklerinizi esirgemeyeceğinize inanıyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünya hızla değişirken insanlığın da eş zamanlı olarak yeni sosyal tehditlerle yüzleşmeye başladığını belirterek, Batı’da veba gibi yayılan İslam düşmanlığının bunların en başında geldiğini söyledi.
“YABANCI KARŞITLIĞI, KÜLTÜREL IRKÇILIK VE ANTİSEMİTİZM KARARLILIKLA MÜCADELE EDİLMESİ GEREKEN ZEHİRLİ AKIMLAR”
Bilhassa Müslüman kadınlar ve kız çocuklarının son yıllarda ayrımcılığa daha fazla maruz kaldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kimi ülkelerin okullarda uygulamaya koyduğu başörtüsü yasaklarını, kadınların en temel haklarına yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz” diye konuştu.
Artan yabancı karşıtlığı, kültürel ırkçılık ve antisemitizmin de kararlılıkla mücadele edilmesi gereken zehirli akımlar olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Küresel cinsiyetsizleştirme politikaları, aile kurumuyla birlikte masum çocukları da hedef alan bir kuşatmaya dönüşmüştür. Bu kuşatmayı, ancak kadın ve erkekten oluşan aileyi koruyarak kırabiliriz. Türkiye, lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir. Toplumsal barışı dinamitleyen bir diğer tehdit, sosyal medyada yaygınlaşan dezenformasyon faaliyetleridir. Hakikati savunmak, bugün daha önce hiç olmadığı kadar önemli hâle gelmiştir. Aynı tehlikeyle kontrolü giderek zorlaşan yapay zekâda da karşılaşıyoruz. Yapay zekâ için uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulmasının vakti çoktan gelmiştir.”
Birleşmiş Milletler Uluslararası Yapay Zekâ Sözleşmesi’nin hazırlanması ve yürürlüğe konulması için yürütülen çalışmalara hız verilmesinin önemine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün burada açık yüreklilikle dile getirdiğim gerçekler elbette birilerini rahatsız edecek, konforlarını bozacak, yalanlarının maskesini indirecektir. Bunların, sesimizi kısmak için her türlü algı operasyonuna başvuracaklarını da çok iyi biliyorum” dedi.
“HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSMAYIZ”
Şair merhum Sezai Karakoç’un “Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Hâlbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Hâlbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar” şiirini seslendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Tayyip Erdoğan olarak vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak, Rabbim ömür verdikçe, bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, onlar için de konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim. Biz, gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz, ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.
Dünyanın gidişatına baktığımızda önümüzde iki yol olduğu görülecektir, ya korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği daha da büyüteceğiz ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği beraber inşa edeceğiz. Şüphesiz, karanlığa yumruk sallamak kolaydır. Zor olan, o karanlığı aydınlatacak bir mum yakabilmektir. Türkiye ikinci yolu seçmiştir ve bu yolda inşallah sabırla yürüyecektir. Rabbim yolumuzu açık etsin, yar ve yardımcımız olsun. Bu salonda ve dünyanın dört bir yanında bizleri dinleyen dostlarımızı bu ortak gelecek vizyonuna sahip çıkmaya davet ediyorum. Tekrar görüşmek dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “10. Yılında 15 Temmuz: İrade Bizim Zafer Bizim” programında yaptığı konuşmada, “15 Temmuz ruhu, Yenikapı ruhu diri olduğu sürece Türkiye’nin yolunu kimse kesemeyecek. Bu millete uyanık olduğu, birbirine kenetlendiği, birlik ve beraberliğine sahip çıktığı sürece iradesine kimse zincir vuramayacak” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile Başkent Millet Bahçesi’nde düzenlenen “10. Yılında 15 Temmuz: İrade Bizim Zafer Bizim” programına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, programda bir konuşma yaptı.
Konuşmasına alandakileri selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “15 Temmuz kanlı darbe girişiminin 10’uncu yıl dönümünde, 10 yıl önce hemen yanı başımızda toprağa düşen kahramanları anmak, tarihimize şanla, şerefle yazılan destanımızı idrak etmek üzere Başkent Millet Bahçemizde sizlerle bir aradayız. ‘İrade Bizim, Zafer Bizim’ diyerek programımızı teşrif eden başta Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere tüm misafirlerimize hoş geldiniz diyor, şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.
“O GECE AZİZ MİLLETİMİZİN NASIL BÜYÜK BİR MİLLET OLDUĞUNA BİR KEZ DAHA ŞAHİT OLDUK”
Alandakilerin vasıtasıyla 81 ildeki 86 milyon vatandaşa, farklı platformlar üzerinden kendilerini takip eden vatan ve bayrak sevdalılarına da selamlarını, sevgilerini yollayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Sözlerimin hemen başında o kanlı ihanet gecesinde istiklal ve istikbalimiz uğruna bir gül bahçesine girercesine, kara toprağın bağrına giren 253 şehidimizin her birini rahmetle, minnetle, kemal-i edeple yâd ediyorum. Darbeci alçaklara karşı direnirken yaralanan 2 bin 737 gazimize şahsım ve milletim adına tek tek şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal eden 72 gazimize Yüce Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. O şehit ve gaziler ki cennet vatanımızın sinesine namahrem eli değmesin diye canlarını ortaya koydular. Şanlı hilal, gökte gururla, heybetle dalgalansın diye kanlarını akıttılar. Ezan-ı Muhammediler özgürce yankılansın. Devletimiz ebediyete kadar hür ve ayakta kalsın diye anadan, yardan, serden geçtiler.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Geride eşlerini bıraktılar, evlatlarını bıraktılar, gözü yaşlı analar, yüreği mahzun babaları bıraktılar. Ama yağmur gibi yağan kurşunlara karşı helikopter ve F-16’lardan atılan bombalara karşı, namlusunu millete çeviren haysiyetsizlere karşı tarihe geçen muhteşem bir destan yazdılar. Onlar, ‘İman varsa imkân da vardır.’ dediler. ‘Biz seferle mükellefiz. Zafer Allah’tandır.’ dediler. ‘Bu ülkeyi, ruhunu 1 dolara satmış alçaklara teslim etmeyeceğiz.’ dediler. Hani şair diyor ya, ‘Tarihin dilinden düşmez bu destan. Nehirler gazidir, dağlar kahraman. Her taşı yakut olan bu vatan can verme sırrına erenlerindir.’ İşte 15 Temmuz şehitlerimiz de her köşesi şühedanın mübarek kanlarıyla sulanmış bu vatan için, bu mübarek topraklar için can verme sırrına erdiler.”
Vatanının ebedî varlık mühürleri olan bütün şehitlerin ruhlarının şad, mekânlarının cennet olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “15 Temmuz gecesi üniformasına ihanet eden teröristler karşısında milletin emaneti olan o şerefli üniformalarına sahip çıkan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kahraman mensuplarına jandarması, polisi, özel harekâtçısıyla tüm güvenlik kuvvetlerimize ellerinde bayraklarla, dillerinde dualarla, gönüllerinde Türkiye sevdasıyla sokaklara inerek darbecilere meydanları dar eden aziz milletimin her bir ferdine teşekkürlerimi iletiyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “O gece, İstiklal Savaşı’nda şaha kalkan ruhun tekrar hayata ve harekete geçtiğini gördük. O gece asil ve aziz milletimizin nasıl büyük bir millet olduğuna bir kez daha şahit olduk. O gece göğsü iman dolu bu milletin önünde hiçbir gücün duramayacağını cümle cihana bir kez daha ilan ettik. O gece emperyalizme uşaklık eden haşhaşi çetesine karşı, bir asır önce olduğu gibi yine ‘Ben ezelden beri hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım. Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.’ dedik” ifadelerini kullandı.
Aziz milleti bir kez daha tebrik ederek, bu yüce milletin bir ferdi olmakla onur duyduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunu lütfen unutmayınız. İhanet, sirayet ettiği bünyeyi tüm hücrelerine kadar saran sinsi bir virüstür. Bu virüs ahlak namına, insanlık namına hiçbir sınır tanımaz. Ahlak, vicdan, şeref, namus ve mertlik adına ne varsa bunların tamamını bir çırpıda silip atar” dedi.
Tarih boyunca millete, devlete ihanet edenlere bakıldığında ruhsuz ve onursuz mankurtlar sürüsünün görüldüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bunlarda hicap duygusu diye bir şey göremezsiniz. Bunlarda zerre miskal bulunmaz. Bunlarda vatan bilincinin, millet şuurunun esamesi okunmaz. Bunların nazarında millî ve manevi değerlerin hiçbir kıymeti olmaz. Bunlar millet ve memleketin azılı düşmanlarıdır. Bunlar, dünyevi çıkarları uğruna devletini ve milletini sırtından hançerleyen satılmış karakterlerdir. FETÖ’cüler Ankara’da 10 yıl önce Gazi Meclisimizi, Cumhurbaşkanlığı Külliyemizi, Genelkurmay Başkanlığımızı, Özel Harekât Başkanlığımızı, Havacılık Dairemizi, MİT Başkanlığımızı TRT ve Türksat’ımızı hedef aldılar. İstanbul’da ellerinde Türk bayraklarıyla darbeye direnen insanlarımıza kurşun yağdırdılar.”
“15 TEMMUZ GECESİ MİLLETİMİZ MUAZZAM BİR DESTAN YAZMIŞTIR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Marmaris’te kahraman emniyet mensuplarımızı kalleşçe şehit ettiler. Milletin namuslarına emanet ettiği tanklarla, uçaklarla, silahlarla, zırhlı araçlarla sadece milletimize değil, kendi silah arkadaşlarına da saldırdılar. 15 Temmuz gecesi sadece Ankara’da 149 kardeşimiz şehit verdik. Bin 508 kardeşimiz gazilikle şereflendi. Hemen karşımızdaki Ankara İl Emniyet Müdürlüğü binamız tankların, helikopterlerin, F-16’ların hedefi oldu. Kalleşliğin, acımasızlığın, gaddarlığın her türlüsüne milletçe tanıklık ettik. O gece telsizin ucundaki hain, pilot üniforması giymiş teröristlere, ‘Emniyet binasını vurun.’ diye komut veriyordu. İşte bu saldırılarda yedisi emniyet mensubu, altısı sivil olmak üzere 13 kahraman Ankara Emniyeti önünde şehadete yürüdü. Burada toplanan onlarca vatandaşımız gazi oldu.”
15 Temmuz gecesi şehadetle, gazilikle müşerref olan her vatan evladının ayrı bir hikâyesi olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle yarınların teminatı gençler için bu hikâyelerden birkaçını paylaşmak istediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, o gece Ankara’da şehit düşen vatan evlatlarından birinin polis memuru Varol Tosun olduğunu hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı: “Varol Tosun devletine ve milletine aşkla bağlı bir emniyet mensubuydu. Eşi ona bazen soruyordu, ‘Sen hiçbir şeyden korkmaz mısın?’ Şehidimiz ise Hazreti Hamza Efendimiz gibi eşine şöyle cevap veriyordu, ‘Gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam.’ Bir diğer şehidimiz Ömer İpek kardeşimizdi. O gece evden çıkarken ablasına ‘Ben çocuklarıma güzel bir ülke bırakmak istiyorum’ demişti. Annesine ‘Devleti bu çapulculara mı bırakacağız?’ demişti. Babasına ‘Ben şehit olmaya gidiyorum. Çocuklarım size emanet’ diyerek evden fırlamıştı. ‘Yolda nereye gidiyorsun?’ diye soranlara ‘Benim safım belli. Ben hakkın safındayım. Namusumu korumaya gidiyorum.’ diyordu. Polis memurumuz Hüseyin Kalkan yine burada vurularak şehit edildi. Arkadaşlarının anlattığına göre şehadet şerbetini içerken elleri kulağında ve kamet konumundaydı. Yüzünde ise huzurla dolu bir gülümseme vardı.”
Şehitlerden Volkan Canöz’ün 29 yaşında, henüz hayatının baharındayken yine burada FETÖ’cüler tarafından katledildiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Annesinin Allah ve Peygamber sevgisiyle büyüttüğü, babası da Emniyet Teşkilatı mensubu olan polis memuru Muhammet Oğuz Kılınç ise 26 yaşında gencecik bir fidanken burada şehit düştü. Şehit emniyet amirimiz Cüneyt Bursa, 37 yaşındaydı. 253 şehidimizin tamamının 2 bin 737 gazimizin her birinin, daha nice anısı, o geceye dair daha nice hatırası var. Bunları tek tek anlatmaya kalksak inanın yüreğimiz dayanmaz. Rabb’im askeri, polisi ve siviliyle tüm şehitlerimizi cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin diyor, bizleri livaü’l hamd sancağı altında kendileriyle haşr-ü cem eylesin diyorum. Genci, yaşlısı, kadını, erkeğiyle 15 Temmuz gecesi milletimiz muazzam bir destan yazmıştır” diye konuştu.
“GÖNÜL COĞRAFYAMIZDAKİ DOSTLARIMIZ O GECE TÜRKİYE İÇİN SEFERBER OLDU”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, o gece yaptığı davete icabet ederek sokaklara, meydanlara, havalimanlarına akın eden, tarlasındaki hasadını ateşe veren, iradesine, geleceğine, devletine canı pahasına sahip çıkanlardan Allah’ın razı olmasını diledi.
Çok acı çektiklerini, çok canlarının yandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Yakın dostlarımız dahil çok sayıda kardeşimizi inşallah cennete uğurladık. Henüz 16-17 yaşındayken körpe delikanlılarımızı toprağa verdik. Fakat bu aziz milletin basiretinden, ferasetinden, duası ve desteğinden Cenabıallah’ın nusret ve inayetinden ümidimizi hiç kesmedik. Yurt dışındaki vatandaşlarımız, gönül coğrafyamızdaki dostlarımız o gece Türkiye için seferber oldular. Ellerini açıp bizim için yüce Allah’a niyazda bulundular. O gece ‘Türkiye’ye zeval gelmesin’ diye ellerini semaya açan, seccadelerini gözyaşlarıyla ıslatan tüm kardeşlerime de kalpten teşekkür ediyor, hepsine selamlarımı, muhabbetlerimi gönderiyorum.”
“ASIRLARDIR BU TOPRAKLARDA BAŞIMIZ DİK YAŞIYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ndeki bir kardeşimizin haykırdığı şu gerçeği dünyaya tekrar ilan etmek istiyorum. Özellikle bize ömür biçenlere, bu millete kefen biçenlere sesleniyorum. ‘İnsan bir kere ölür. Ama adam gibi ölür. Cesurlar bir gün, korkaklar ise her gün ölür.’ Şunu herkes bilsin ki biz İstiklal Marşı ‘Korkma’ ile başlayan bir milletiz. Şu yeryüzünde korkuyu korkutan ve korkutacak olan yegâne millet biziz. Asırlardır bu topraklarda başımız dik yaşıyoruz. İnşallah kıyamete kadar da elif gibi dimdik durmaya devam edeceğiz. Gazze’den Lübnan’a, Somali’den Suriye’ye, Arakan’dan Sudan’a, nerede bir mazlum varsa, nerede bir gözü yaşlı, boynu bükük bir mağdur varsa kol kanat germeye inşallah devam edeceğiz. Müslüman Türk’ün yolunu gözleyenlere tüm imkânlarımızla destek olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Gençlerin her zaman akıllarında tutmalarını rica ettiği hususa değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “10 sene önce olduğu gibi bugün de dünyanın gözü bizim üzerimizde. Bugün de dünya bize bakıyor. Türk milletine bakıyor, sizlere bakıyor. Bugün de Beyrut, Şam, Halep, Trablus, Trablusşam, Saraybosna bizi takip ediyor. Gazze’nin, Batı Şeria’nın, Kudüs’ün masum çocukları bizi izliyor. Orta Doğu’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Afrika’ya mazlum ve mağdurlar büyük bir umutla Türkiye’ye bakıyor. Bu umudu söndürmek için her türlü kirli senaryoyu devreye alanlara Allah’ın izniyle meydanı terk etmeyeceğiz. Bir olacağız, beraber olacağız, tek yürek, tek ses, tek nefes olacağız, birbirimizi sadece Allah için sevecek, her karışında barışın, huzurun ve refahın olduğu büyük ve güçlü Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Nasıl 10 yıl önce bu ülkeyi kardeşlikle esaretin pençesinden kurtardıysak inşallah geleceğe de yine gönül birliği içinde beraberce taşıyacağız.”
“FETÖ’YLE MÜCADELEYİ HUKUK ZEMİNİNDE TEHLİKE TAMAMEN GEÇENE KADAR SABIRLA SÜRDÜRECEĞİZ”
Milletin hafızasının güçlü ve bin yıllara sari olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Bu aziz millet, şehitlerini unutmadığı gibi yurt dışında vatansız bir şekilde son nefesini veren teröristbaşlarını da unutmayacak ve affetmeyecektir. Darbeye karşı kahramanca direnenler de darbecileri alkışlayanlar da darbecileri aklamaya çalışanlar da aynı şekilde asla unutulmayacak. Her bir vatandaşımın şu gerçeği çok iyi bilmesini isterim, her ne kadar terör örgütü elebaşının ölmesi sonrasında FETÖ’nün gardı inmiş, umudu tükenmiş, motivasyonu azalmış olsa da bu sinsi şebekeyle mücadelede rehavete kapılma lüksüne asla sahip değiliz. FETÖ olduğu sürece FETÖ’yle mücadele de olacaktır. Onun için yaşananlardan dersler çıkararak FETÖ’yle mücadeleyi hukuk zemininde tehlike tamamen geçene kadar sabırla sürdüreceğiz. FETÖ’nün bizi çekmek istediği tuzaklara düşmeden dikkatli, temkinli ve özenli bir şekilde örgütün özellikle kripto unsurlarının üzerine gideceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, emniyet ve yargının, aynı şekilde istihbarat birimlerinin tam bir cerrah titizliğiyle görevlerini ifa ettiğini, suçlu ile suçsuz arasındaki ayrıma azami dikkat gösterildiğini vurguladı.
Yurt dışında örgütün istismar alanını daraltmak için girişimlerin devam ettiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Maarif Vakfının dünyanın 66 ülkesinde 543 eğitim kurumuyla son derece başarılı hizmetlere imza attığını dile getirdi.
Örgütün ülke içindeki meşru görünümlü yapılarla toplumda tekrar tırnak tutturmasına müsaade etmediklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, FETÖ’nün bürokraside, siyasette, özellikle de ticari faaliyetlerde yeniden var olma gayretlerini yakından takip ettiklerini söyledi.
“DEVLETİMİZ KENDİNE YÖNELEN HER TÜRLÜ TEHDİDİ BERTARAF EDECEK KUDRETE FAZLASIYLA SAHİPTİR”
Aynı şekilde yurt dışındaki firari örgüt militanlarının ülkeye iadesi için yoğun çaba harcadıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “En büyük özelliği kanser hücresi gibi vücudu içeriden kemiren bu casusluk şebekesinin kökünü kurutana dek mücadeleye devam edeceğiz. Öte yandan Türkiye’ye karşı beslediği kini terk edenlere, içine düştüğü sapkınlıktan çıkmaya çalışanlara, işledikleri suçlardan ötürü gerçekten nedamet duyanlara devletimiz hukuk içinde zaten gereğini yapmaktadır. Ama her kim illegaliteye bulaşırsa, her kim bu millete düşmanlıkta ısrarcı olursa, her kim Türkiye’nin kalbine hançer saplamaya yeltenirse çok net söylüyorum bunun da hesabını adalete verecektir. Gelinen noktada herkes şunu görmelidir, terör örgütleri için artık deniz tükenmiştir. Türkiye’ye düşmanlıkla varılabilecek hiçbir yer yoktur. Devletimiz kendine yönelen her türlü tehdidi bertaraf edecek, başını kaldıracak hainlerin başını ezecek kudrete hamdolsun fazlasıyla sahiptir. Herkes hesabını, kitabını buna göre yapmalıdır. Ben inanıyorum ki Allah’ın izniyle Cumhur İttifakı güçlü olduğu müddetçe Türkiye artık karanlık dönemler yaşamayacak. 15 Temmuz ruhu, Yenikapı ruhu diri olduğu sürece evelallah Türkiye’nin yolunu kimse kesemeyecektir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu millet, uyanık olduğu, birbirine kenetlendiği, birlik ve beraberliğine sahip çıktığı sürece iradesine kimse zincir vuramayacak. İnşallah bundan sonra demokrasimiz asla ve asla kesintiye uğramayacak. Demokrasimize kastedenler, millî iradeye, Gazi Meclisimize, seçilmiş hükûmete kastedenler bundan sonra sanık sandalyesine oturacaklarını bilecek, bu millete kötülük yapmayı akıllarından bile geçiremeyecek. Rabb’im her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu güzel ülkeyi korusun. Rabb’im bu millete, bu devlete 15 Temmuz gibi bir imtihanı tekrar yaşatmasın.”
Programa teşrif edenlere teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyanın farklı ülkelerinden şehitlerimizi bugün beraber andığımız, gururu birlikte paylaştığımız tüm dostlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Değerli sanatçılarımızı ve programın icrasında emeği geçenleri tebrik ediyor, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nüzü kutluyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum” dedi.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.